(3402 S. K. m. 14)
Dava: Mustafa ve müşterekleri ile Hazine, müdahil davalı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Ç. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 17.09.2002 gün ve 244-285 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine Temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Mustafa ve arkadaşları 108 ada 21 ve 125 ada 10 ve 15 parsellerin, davacı Ramazan da, 108 ada 20 parselin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
108 ada 21 parsel, 3.5.1965 gün ve 81, 125 ada 10 parsel aynı tarih, 68, 15 parsel de aynı tarih 75 nolu tapu kayıtlarına dayanılarak 2.8.1993 tarihinde Hazine adına tespit edilmişlerdir. Davacılar dava konusu taşınmazların kendileri ile miras bırakanları tarafından belirtme tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edildiğini belirterek, iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Dayanak tapu kaydına ait belirtmeliklerde, uygulanan vergi kayıtlarının gayri sabit sınırları içermesi nedeniyle dava konusu yerlerin sınırdaki hali araziden elde edildiği açıklanarak Hazine adına belirtilmiştir. Yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu her üç parselin 1965 belirtme tarihinden geriye doğru davacılar ve miras bırakanı Abdulvahab tarafından kanunda belirtilen koşullar altında tasarruf edildiğini ve taşınmazın sınırında mera ve benzeri yerler bulunmadığını açıklandıklarına göre aşağıda belirtilen husus dışında davalı Hazine temsilcisinin bu parseller yönünden ileri sürmüş olduğu diğer temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Davada 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddesinde belirtilen vergi kaydı gibi bir belgeye dayanılmadığına, tüm taşınmazların aynı çalışma alanı içerisinde bulunduğu anlaşıldığına, davacıların miras bırakanı Abdulvahab 1983 tarihinde vefat ettiğine göre davacılar, miras bırakanlara ve diğer mirasçıların 26.7.1972 tarihinden sonra aynı çalışma alanı içerisinde kazanabileceği miktar kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Somut olayda, sadece davacı Mustafa ile muris Abdulvahab yönünden Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde yazılı olduğu şekilde araştırma yapılmış ise de, mirasçılık belgesinde isimleri geçen diğer davacı mirasçıları yönünden araştırma yapılmamış olması doğru görülmemiştir. Mustafa dışında kalan diğer davacılar yönünden anılan maddede belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir. Hazine temsilcisinin bu parsele ilişkin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde bulunmaktadır.
Davacı Ramazan bağımsız olarak açtığı ve birleştirilen dava ile 108 ada 20 parselin iptal ve tescilini istemiştir. Her iki dava dosyası arasında bağlantı olmamakla birlikte mahkemece dava dosyaları birleştirilmek suretiyle yargılama yürütülmüştür. Kadastro tutanağına göre 108 ada 20 parsel, 3.5.1965 gün ve 83 numaralı tapu kaydına dayanılarak 17.5.1993 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir. Bu kayda ait belirtmelikte taşınmazın sınırında yer alan orta malı meradan 1945 yılında açıldığı belirtilmiştir. Her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın mera olmadığını, davacı tarafından 1965 yılından geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunduğunu bildirmişler ise de, mera yönünden yapılan inceleme yetersizdir. Bu durumda taşınmazın kadim veya tahsisli mera olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Taşınmazın bulunduğu yerde tahsisli mera kaydı olduğu bildirilmiş ve belgeler getirtilerek dosya arasına konulmuş ise de, mahkemece mera olan bir yerin tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilemeyeceği, ayrıca mera olsa bile belirtme tarihinden geriye doğru 20 yıllık kazanma süresinin geçtiği gerekçesiyle mera norm kararı ve ekleri yerine uygulanmadan davanın kabulü yoluna gidilmiştir. Bir yerin kazandırıcı zaman aşımı ve zilyedlik yolu ile edinilebilmesi için taşınmazın niteliği itibariyle elverişli yerlerden olması gerekir. Taşınmazın kadim veya tahsisli mera olup olmadığının araştırılmaması doğru görülmediği gibi mer'a toprağı, süresi neye ulaşırsa ulaşsın zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olamaz. Bu nedenle mahkemenin gerekçesi yerinde bulunmamaktadır. Belirtmelikte taşınmazın meradan elde edildiği belirtilmiş, getirtilip T. Köyü mera norm kararında mevcut meradan tefrik olunarak mera olarak tahsis edildiği açıklanmıştır. Dava konusu yerin mera norm kararı ve haritasının kapsamında kalıp kalmadığının yerel ve teknik bilirkişiler aracılığıyla yapılacak keşifle belirlenmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Mahkemece bu hususun yerine getirilmemiş olması bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıdan beri izah edilen sebep ve gerekçelere göre davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile tüm parsellere ilişkin hükümlerin yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy