(4721 S. K. m. 683, 763, 984) (1086 S. K. m. 76)
Dava: Faik ile Cafer aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının reddine dair İ. Sulh Hukuk Hâkimliğinden verilen 13.12.2002 gün ve 131/348 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.07.2003 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili geldi. Tebligata rağmen başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı tapusuz taşınmaza davalının elatmasının önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cafer, dava konusu taşınmazı davacıya sattığını ancak satış parasının bir kısmını ödemediği için taşınmaza el koyduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, zilyetliğin korunmasına ilişkin davanın MK. nun 984. maddesinde yazılı süreler içerisinde açılmadığı gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, dava konusu taşınmazın 20.12.l998 tarihinde davalı tarafından vekil edenine satılıp devredildiğini açıklayarak elatmanın önlenilmesi isteğinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmaz tapusuz olan bir yerdir. Tapusuz taşınmaz satış ve devir bakımından menkul hükmünde olup, TMK.nun 763. maddesi gereğince satış ve devri ile mülkiyeti alıcısına geçer. Dava konusu taşınmaz davalının satış ve devri ile mülkiyeti davacıya geçmiş olup, satış parasının ödenmemesi nedeniyle davalı satış sözleşmesini tek taraflı olarak bozamaz. Bu açıklamalar karşısında taşınmazın mülkiyeti davacıya geçmiş olup, TMK. nun 683. maddesi uyarınca davacının mülkiyet hakkına dayanarak müdahalenin önlenmesi talebinde bulunma hakkı doğmuştur. TMK. nun anılan maddesi bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir denildiğine göre davacı bu hükme dayanarak söz konusu davayı açmıştır.
Mülkiyet hakkına ve iddiasına dayalı davalar herhangi bir süreye tabi olmaksızın, her zaman açılması mümkündür. Bu bakımdan mahkemenin açılan davayı zilyetliğin korunması davası olarak nitelendirmesi doğru değildir.
HUMK. nun 76. maddesi uyarınca maddi olayları bildirmek taraflara, bunların nitelendirilmesi ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek hakime aittir. O halde bu kurala göre, uygulanacak kanun maddesinin tayini ve davanın nitelendirilmesi hakime aittir. Bu açıklamalar karşısında taraflar arasındaki uyuşmazlığın TMK. nun 683 (eski 6l8) maddesi çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Dava mülkiyet hakkına dayalı müdahalenin önlenmesi davası olduğuna göre taşınmazın dava tarihindeki değerine göre Sulh veya Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılması gerekir. Dava dilekçesinde taşınmazın değeri 500.000.000 lira olarak gösterilmiştir. 4.000.000.000 liraya taşınmazın alınıp satıldığı konusunda da taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığına göre davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesi görevli bulunmaktadır. Bu açıdan öncelikle görev hususunun düşünülmesi ve davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulmuş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 7.900.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 08.07.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy