(3402 S. K. m. 27) (766 S. K. m. 46)
Abdullah Y. ile Hazine ve Düğüncülü Köyü Muhtarlığı, dahili davalılar Murat G. ve müşterekleri aralarındaki tescil davasının reddine dair Babaeski Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 21.01.2003 gün ve 169/20 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 95 parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile yargılama oturumuna katılan davalı gerçek kişiler davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu parselin kadastro tutanağının iptaline karar verildiği, dayanak tapu kaydının geçerli bulunduğu, böyle bir yerin zilyedlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
95 parsele ait kadastro tutanağında, 1938 yılında yapılan kadastro tahrir sırasında Hazine adına tescil edildiğine ilişik 08.07.1954 gün ve 99 numarada kayıtlı tapu ile ölü Murat karısı Gülsüm ve çocukları Rıza, Murat, Abbas, Şahin, Rasim ve Feriha'ya sattığı, bunlardan Gülsüm'ünde 1954 tarihinde ölümü ile yukarıdaki evlatlarına terk ettiği açıklanarak 07.07.1954 tarihinde Razı Murat G. ve 4 arkadaşı adına paylı olarak tespit edilmiş, Besim A.'nın tespit malikleri aleyhine Babaeski Kadastro Mahkemesine açmış olduğu kadastro tespitine itiraz davası 01.08.1959 gün 86/390 esas ve karar sayılı hükmü ile davanın reddine, dava konusu parselin tespit gibi, tespit malikleri adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince 24.11.1951 günlü bozma ilamı ile dayanak tapu kaydının gereği gibi uygulanmadığı vurgulanarak incelenme yapılmak üzere bozma sevk edilmiş, dosyanın mahkemesine geri çevirdikten sonra Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 12.05.1965 gün 1959/359 esas, 1965/57 karar sayılı hükümle bağlantı nedeniyle aynı mahkemenin 1959/336 esas numarası dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, Babaeski Tapulama Mahkemesinin 03.02.1970 gün 1959/336 esas, 1970/104 karar sayılı hükümle 112 parselin evvelce kadastrosunun yapılmış olduğu açıklanarak 766 sayılı Tapulama Kanunun 46. maddesinin 2. fıkrası gereğince tapulamanın bütün sonuçları ile birlikte hükümsüz sayılmasına karar verilmiş ve bu hüküm temyiz edilmeksizin 01.07.2002 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu edilen parsel 95 parseldir. Yukarıda da açıklandığı üzer bu parsel hakkındaki dava Babaeski Tapulama Mahkemesinin 1959/336 esas nolu dava dosyası ile birleştirilmiştir. Yukarıda tarihi ve sayısı yazılı hükümle dava konusu parsel hakkında hüküm tesis edilmediği gibi dosyanın incelenmesinde bu parselle ilgili davanın tefrik edildiğine dair herhangi bir belgeye de rastlanılmamıştır. Her ne kadar Kadastro Mahkemesince 112 parsele ait tespit bütün sonuçları ile iptal edilmiş ise de, birleştirilen dava dosyaları bağımsızlığını koruyacağından her parsel hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekir. 112 parselle ilgili iptalin dava konusu parsele de teşmili de mümkün değildir. Bu nedenle mahkemenin red gerekçeside yerinde görülmemiştir. Tapu Sicil Müdürlüğünün karşılık yazısındaki bilgilere göre 95 parsel hakkında Kadastro Mahkemesine açılmış herhangi bir dava dosyası bulunmadığını bildirmiştir. 95 parsel hakkında tutanak düzenlenmekle beraber açılan davanın sonucu bilinmediği gibi tespitin kesinleşip kesinleşmediği de anlaşılmamıştır. Ayrıca dava konusu parsel hakkında da sicil oluşmamıştır. Bu durumda kesinleşmiş bir tespitten söz etmek mümkün değildir. Hal böyle olunca görev hususunun gözönünde tutulması gerekir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 27. maddesi hükmüne göre tutanağı kesinleşmeyen taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklara bakmak Kadastro Mahkemesine aittir. Yukarıdaki açıklamalar gözönünde tutularak kadastro tutanağının hükmen veya idari yoldan kesinleşip kesinleşmediğinin yeniden araştırılması, tutanak kesinleşmemiş ise uyuşmazlık hakkında görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyasının görevli Babaeski Kadastro Mahkemesine devri, tutanak kesinleşmiş ise iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 7.900.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy