(3402 S. K. m. 14)
Dava: Sabri ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Ç. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 26.11.2002 gün ve 169-400 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine Temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, 125 ada 1 parselin tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
125 ada 1 parsele ait kadastro tutanağında, 3.5.1965 gün ve 77 numaralı tapu kaydına dayanılarak 3.8.1993 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş ve daha sonra toplulaştırma sonucu 240 ada 8, 241 ada 19 ve 243 ada 16 parseller oluşmuştur.
Davacılar vekili, dava konusu taşınmazın 1988 tarihinde ölen vekil edenlerinin miras bırakanı M. Emin'den kaldığını, belirtme tarihinden önceki 60 seneyi aşkın zilyetlik nedeniyle tescil isteğinde bulunmuştur. Toplanan deliller ve dosya içeriğine göre belirtme tarihinden geriye doğru kazanma koşullarının oluştuğu belirlenmiş ise de, mahkemece, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmü nazara alınmadan davanın kabulüne karar verilmiştir. Anılan hükümde, zilyedin vergi kaydı gibi bir belgeye dayanmaksızın aynı çalışma alanı içerisinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Somut olayda; davacılar bu maddede belirtilen belgelerden hiç birisine dayanmamışlardır. Bu nedenle davacılar ve 1988 tarihinde ölen miras bırakanları M. Emin'in aynı çalışma alanı içerisinde 26.7.1972 tarihinden sonra edinebilecekleri miktar kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Geri çevirme yazısı üzerine getirtilen ve toplulaştırma sonucu 243 ada 12 parsel esasını alan taşınmazın (öncesi 108 ada 2 parsel) yüzölçümü 52645 m2.dir.
Toplulaştırma sonucu 48956 m2. olarak yazılmış ise de, kazanma miktarının tespitteki miktar üzerinden nazara alınması gerekmektedir. Bundan ayrı öncesi 115 ada 3 parsel olup hükmen ve ifrazen oluşan 115 ada 84 parsel numarasını alan taşınmazın da yüzölçümü 47355 m2. dir. İncelenmekte olan davanın açılış tarihinden önce hükmen davacılar adına 100 dönüm yer yazılmış olmaktadır. Tüm taşınmazların davacılara 1988 yılında ölen babaları M. Emin'den kaldığı ileri sürüldüğüne, taşınmazların aynı çalışma alanı içerisinde bulunduğuna ve vergi kaydına dayanılmadığına, miras bırakan M. Emin'in ölüm tarihine göre terekesi elbirliği ile mülkiyet hükümlerine tabi olup Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi bakımından mirasçıları babalarına bağlı olarak aynı kişi sayılacaklarından hepsinin kazanabileceği miktar kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Her ne kadar hükmen davacılar adına tescil edilen yukarıda ada ve parsel numaraları yazılı taşınmazlar birlikte mülkiyet esasına göre yazılmış ise de, öncesi elbirliği ile mülkiyet durumunda olup davacıların kazanabileceği miktar hiçbir halde 100 dönümü geçemez. 100 dönümlük yer hükmen davacılar adına tescil edilmiş bulunduğuna göre Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmü karşısında dava konusu yerin iptal ve tescilini istemeleri mümkün olmaz. Davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece anılan hüküm nazara alınmadan davanın kabulüne karar verilmiş olması yerinde ve doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 29.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy