(3402 S. K. m. 14, 17) (743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Süleyman, müdahil davacılar Ali ve müşterekleri ile Hazine, T Köyü Muhtarlığı ve T. Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair T Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 25.12.2002 gün ve 217/828 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili ile duruşmasız olarak incelenmesi ise; müdahil davacılar vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.06.2003 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz edenlerden Hazine vekili ve karşı taraftan Süleyman vekili geldiler. Tebligata rağmen başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Süleyman vekili, kadastro çalışmaları sırasında tesbit dışı bırakılan dava konusu taşınmazın imar - ihya ve kazanmayı sağlayan zilyedlik nedeniyle vekil edeni adına tapuya tesciline,
Davaya katılan Ali ve arkadaşları, davacı Süleyman'la aynı kökten geldiklerini hak sahibi olduklarını, taşınmazı zaman zaman kullandıklarını ileri sürerek adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, tescil konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu taşınmazın davacı Süleyman adına tapuya tesciline, davaya katılanlar lehine kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili ile davaya, katılanlar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Kadastro Müdürlüğünden sorulmamakla beraber paftaya ve teknik bilirkişi tarafından düzenlenen rapordaki açıklamalara göre tescil konusu taşınmaz 1965 yılında fundalık ve çalılık niteliği ile tespit dışı bırakılan bir yerdir. Davacı vekili, ihya ve kazanmayı sağlayan zilyedliğe dayanarak tescil isteğinde bulunmuş, yerel bilirkişi ve tanıklar ihya hakkında bir açıklamada bulunmaksızın davacının dava tarihinden geriye doğru 25 yıldan fazla süre ile zilyed olduğu, yargılama oturumunda dinlenen davaya katılanların göstermiş olduğu tanıklar, taşınmazların davacı ile davaya katılanlara kalan yerler olduğunu, zaman zaman davaya katılanlarında tasarrufta bulunduklarını bildirmişler, 18.06.1999 tarihinde dinlenen Ziraatçı Bilirkişi düzenlediği 21.06.1999 günlü raporda aynen Taşınmaz genelde çalılık ve fundalıktır. Üzerinde birkaç orman ağacı bulunmaktadır. Toprak yapısı tarımda kullanılmaya uygun değildir. Uzun yıllar toprağının işlenilmediği de anlaşılmıştır denilmiş, raporun yetersiz olması ve davacı tarafın itirazına uğraması üzerine 06.11.2000 tarihinde yapılan keşifte dinlenen ziraat mühendislerinden oluşan bilirkişi kurulu 09.01.2001 günlü raporda da taşınmaz iki bölümde nitelendirilerek, bir numarada belirtilen taşınmaz üzerinde yapılan incelemede arazinin 25 yıldan beri aralıksız ekilip biçildiğini, imar ve ihya edildiğini gösteren herhangi bir bulguya rastlanılmadığı, kültürü yapılmış bitkilere ait kök ve gövde atıkları, organik gübreleme atıkları, yanında imar ve ihya edildiğini gösteren tarım yapmayı kolaylaştıran verimliliği arttıran amelyelere rastlanılmadığı, iki nolu alanda belirtilen bölümün kadimden beri kullanım şeklinin fundalık ve çalılık olduğu tarım yapmaya müsait olmadığı, uzun yıllardan beri üzerinde herhangi bir ziraai faaliyetin yapılmadığı, yüzeyinin odunsu veya otsu bitkilerle kaplı olduğu açıklanmıştır. Mahkemece toplanan deliller ve dosya içeriği gözönünde tutularak kazanma koşullarının davacı lehine oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kadastroda fundalık ve çalılık niteliği ile tespit dışı bırakılan bir yerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. MK. nun eski 639/1, yeni 713/1. maddeleri hükmü uyarınca tapuya tesciline karar verilmesi için para ve emek sarf edilmek suretiyle ihya edilerek kültür arazisi haline getirilmiş olması ve bu işlemin tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması gerekir. Her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar davacının 25 yıllık zilyedliğinden haber vermişler ise de, ziraatçı bilirkişiler tarafından verilen raporlardaki açıklamalar karşısında beyanları samimi ve yerinde görülmemiş ve taşınmazın kültür arazisi olarak tasarruf edilmediği belirlenmiş bulunmaktadır. Uzman bilirkişilerin raporlarındaki açıklamalara ters düşen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenler karşısında davaya katılanlar vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 275.000.000 TL. avukatlık ücretinin KDV'.si ile birlikte davacı Süleyman'dan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazineye verilmesine ve 7.880.000 lira peşin harcın istek halinde müdahil davacılara iadesine, 01.07.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy