(4721 S. K. m. 683, 740)
Dava: Yaşar ile Kamil aralarındaki elatmanın önlenmesi ve tazminat davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair U. Sulh Hukuk Hâkimliğinden verilen 29.01.2003 gün ve 147/18 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Kamil tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, İ. Köyü - D. Mahallesinde bulunan Karabostan ve Sazlık isimli taşınmazlarının bitişiğinde, davalı kardeşi tarafından taşınmazına dikilen kavak ağaçlarının gölge yapması nedeniyle mısır ve fasulye gibi mahsullerine zarar verdiğini belirterek kavak ağaçlarının kesilmesine, mümkün olmadığı takdirde zarar veren dallarının kesilmesi suretiyle davalının müdahalesinin önlenmesine, 10 yıllık ürün kaybı bedeli olan 350.000.000.-liranın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, 04.09.2002 tarihli yargılama oturumunda kavakların sınırdan itibaren 3 metre mesafede bulunduğunu, 10 yıl önce diktiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, teknik bilirkişi 21.11.2002 havale tarihli rapor ve krokisinde 1 ve 2. sırada bulunan davalıya ait kavak ağaçlarının kesilmesi suretiyle davalı tarafından yapılan müdahalenin önlenmesine, ürün kaybı bedeli olan tazminatın kısmen kabulü ile 89.870.000.-lira zararın 1998 yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan, TMK. nun 683 ve 740. maddeleri çerçevesinde çözümlenmesi gereken müdahalenin önlenmesine ve zararın giderilmesine ilişkindir.
Mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Davacı, kademeli (basamaklı - terditli) istekte bulunmuştur.
1- Kavak ağaçlarının kesilmesi (sökülmesi - kal'i) ,
2- Bu mümkün olmadığı takdirde zarar veren dallarının kesilmesi suretiyle müdahalenin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Konuya ilişkin TMK. nun 740. maddesi uyarınca, komşunun arazisine taşarak zarar veren dal ve kökler onun istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmazsa, komşu bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirebileceğini öngörmektedir. O halde TMK. nun 740. maddesi komşunun taşınmazına taşan ağaç, dal ve köklerle ilgili bulunmaktadır. Bu durumda davacı ancak kendi taşınmazına tecavüz eden dal ve köklerin kesilip kaldırılmasını isteyebilir. Davalının mülkiyet hakkı kapsamında kalan ağaç, dal ve köklerin sökülmesi yönüne gidilemez. Hal böyle olunca uyuşmazlığın çözümü için dava konusu ağaçların dal ve köklerinin davacı taşınmazına taşıp taşmadığının (tecavüz edip etmediğinin) saptanması ve ancak taşan dal ve köklerin sökülmesi gerekmektedir. TMK. nun 683. maddesi bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir denilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğini öngörmüştür (ayrıca Anayasanın 35.maddesi).Öte yandan çağdaş hukuk sistemleri; mülkiyet hakkını; sahibine en geniş yetkiler veren ve bunun yanında aynı zamanda ödevler yükleyen bir hak olarak tanımlar. Bundan ayrı taşınmaz malikinin sorumluluğu başlığını taşıyan TMK. nun 730. maddesi; kusuru öngörmemiştir, mülkiyet hakkının kullanılmasından doğan zarar veya tehlikeye dayalı sorumluluk kusura dayanmamaktadır. Sadece sebep ve sonuç doğuran ilişkinin (nedensellik-illiyet bağının) aranması yeterli bulunmaktadır.
O halde öncelikle kal'e karar verilmeden önce, doğan zarar veya yaratılan tehlikenin başka türlü giderilmesi, ortadan kaldırılması yol ve yöntemlerinin olup olmadığının yeniden keşif yapılmak suretiyle uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması, gölgenin yol açacağı zararların tarafların taşınmazlarının konumuna, niteliklerine, yöresel örf ve adetlere, özellikle teknik ziraat kurallarına göre başkaca önlem veya önlemlere başvurularak giderilip giderilemeyeceğinin bilimsel ve teknik verilere dayanılarak bilirkişilerden alternatifli çözüm yollarını öngören gerekçeli rapor alınması, alınacak raporlarda önerilen önlemlerden olaya en uygun olanına ve adil görünene değer verilmesi, karşılıklı özverilerin denkleştirilmesi gerekmektedir. Bu yönleri ile olaya bakıldığında dosyaya sunulan uzman bilirkişinin raporu olayı çözmede yetersiz kalmaktadır. Kaldı ki, davacı kademeli istekte bulunmuş olup adil olan 2. isteğin tartışılıp değerlendirilmesidir. Bundan başka davalı 25.12.2002 tarihli dilekçesi ile ... ağaçları ileride keseceğimi kabul ediyorum açıklamasında bulunduğuna göre, bu dilekçe kendisine okunarak ve gerekirse açıklattırılarak vereceği bilgiler çerçevesinde TMK. nun 740. maddesi çerçevesinde ağaçların kesimi konusunda kendisine süre verilip verilmeyeceği de değerlendirilmelidir.
Davalı aynı dilekçe ile bilirkişilerin saptadığı tazminata itirazı olmadığını bildirmiştir. Ancak kabul şekline göre her yıl için (1998, 1999, 2000, 2001 ve 2002 yılları için) ayrı ayrı zararın doğduğu tarihten itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken doğan zararın tümü açısından ayrım yapılmaksızın faizin 1998 yılından itibaren başlatılmış olması da doğru değildir.
Bu somut ve hukuki olgular karşısında gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken, ağaçların kesilmesi (kal'i) suretiyle müdahalenin önlenilmesine karar verilmiş olması TMK. nun 683 ve 740. maddelerine aykırıdır.
Sonuç: Davacının temyiz itirazlarının bu bakımlardan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 7.900.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy