(1086 S. K. m. 237, 364) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Celal ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair E. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 27.03.2003 gün ve 830/212 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, 101 ada 4, 5 ve 6 parsellerin tapu kayıtlarının miras ve kazanmayı sağlayan 70 seneyi aşkın zilyedlik nedeniyle iptal edilerek vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava konusu taşınmazın hükmen Hazine adına tapuya tescil edilen yerlerden olduğunu, ayrıca davacıların Hazineye işgal tazminatı ödediğini ve Kaymakamlıkça elatmalarının önlenilmesine karar verildiğini belirtmiş davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 101 ada 4, 5 ve 6 parsellere ait kadastro tutanaklarında, 25.11.1971 gün, 1 ve 2 numaralı tapu kayıtlarına dayanılarak 20.9.1999 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edildiği açıklanmıştır. Dayanak tapu kayıtları Hazine vekili tarafından davacıların miras bırakanları Abdil ve Yunus aleyhine E Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan elatmanın önlenilmesi ve tescil davası sonunda verilen 14.12.1962 gün 319/614 esas ve karar sayılı hükmüne dayanılarak tesis edilmiştir. Hüküm tarihinden önce davacıların miras bırakanları Yunus ve Abdil'in dava konusu taşınmaz bölümlerinin adlarına tescili için Hazine aleyhine E Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açmış oldukları tescil davasının 09.10.1959 gün 427/447 esas ve karar sayılı hükümle reddine karar verilmiştir. Hazine tapusunun oluşmasından sonra davacıların miras bırakanı Abdil ve Yunus'un tapu kayıtlarının iptali için Hazine aleyhine açmış oldukları tapu iptali ve tescil davası 31.03.1972 gün 741/198 esas ve karar sayılı hükümle reddedilmiş, bu hüküm de kesinleşmiştir. Mahkemece, kesinleşen tarihi ve sayısı yazılı hükümlere dayanılarak kesin hüküm nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de kesin hüküm olumsuz dava koşulu olup kesin hükmün varlığı halinde uyuşmazlığın esasına girilmeksizin davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda mahkemece kesin hükme konu taşınmazlar ile dava konusu taşınmazların aynı olup olmadığı belirlenmeden dosya teknik bilirkişiye tevdi edilerek yukarıda esas ve karar sayıları yazılı davalar nedeniyle düzenlenen haritaların çakıştırılmak suretiyle aynı olduğu sonucuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Gerçekten de HUMK.nun 237. maddesi uyarınca bir hükmün kesin hüküm sayılması için her iki davanın tarafları konusu ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir. Dava konusu taşınmazların aynı olup olmadığının keşif yapılmak suretiyle belirlenmesi gerekir. Keşif yapılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme ile böyle bir sonuca ulaşmak tarafların mahkemeye olan güvenini sarsar. Bu yön gözönünde tutularak keşif yapılmak suretiyle taşınmazların aynı olup olmadığının belirlenmesi, kesin hükmün unsurlarının gözönünde tutulması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Bundan ayrı, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen teknik bilirkişi rapor ve krokisinin de taraflara tebliğ edilmeden, diyecekleri sorulmadan savunmaları kısıtlanmak suretiyle karar verilmiş olması da HUMK.nun 364. ve Anayasa'nın 141. maddesi hükümlerine aykırıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 7.880.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy