(3402 S. K. m.12, 14, 17) (4721 S. K. m.713)
Dava: Ahmet ile Hazine aralarındaki tescil davasının reddine dair Ödemiş 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 8.9.1998 gün ve 209/233 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevki ve sınırları yazılı taşınmazın vekil edeni adına tapuya tescil edilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği ve davacı yararına 20 yıllık kazanma süresinin dolmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davadaki istek, tapusuz taşınmazın tapuya tescili istemine ilişkindir. Tapusuz taşınmazların tapuya bağlanması istemiyle açılan bu tür davalarda 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü sürenin uygulama yeri bulunmamaktadır. 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükmüne göre; "tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz". Somut olayda; uyuşmazlık konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmediğine göre, bu tür davalar süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabilir. Bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazın Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkindir. Paftasında gösterilmek suretiyle yapılan tespit dışı bırakma işleminde taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmediğinden, bu işlemin tespit veya sınırlandırma olarak kabulü mümkün değil ise de, bir kadastro işlemi olduğu kuşkusuzdur. Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre; tespit dışı bırakılan bir yerin, Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümlerine göre tapuda tescil edilebilmesi için; tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir. Somut olayda; toplanan delil ve belgelere göre, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı 12.4.1980 tarihinden davanın açıldığı 2.6.1997 tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmamıştır. Bu açıklamalara göre; kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi doğru olmaktadır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibariyle doğru olduğundan sonucu itibariyle doğru olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 7.880.000.- TL peşin harcın onama harcına mahsubuna 17.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy