(3194 S. K. m. 15)
İsmail ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair B 2. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 04.06.2002 gün ve 242/194 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı, 103 parselin tapu kaydının kısmen iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili,davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
103 parsele ait kadastro tutanağında, kadimden beri devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, kumluk olarak A Köyü Tüzel Kişiliği tarafından kullanıldığının muhtar ve bilirkişiler tarafından bildirilmesi üzerine 22.12.1978 tarihinde kumluk niteliği ile sınırlandırılmış, Alim ve arkadaşlarının itirazı nedeniyle komisyonca yapılan inceleme sonunda verilen 10.06.1981 gün ve 44 nolu kararla 103 parselin tamamının Hazine adına tespitine karar verilmiştir. Davacı tespitten önceki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmaz bölümünün tespit tarihinden geriye doğru davacı ve miras bırakanı babası tarafından 20 yıldan fazla süre ile mısır ve buğday ekimi yapmak suretiyle tasarrufta bulunduğunu bildirmiş, ziraatçı uzman bilirkişi taşınmazın özel mülkiyet konusu yerlerden olduğunu, jeolog uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen ve birbirini doğrulayan gerekçeli raporlarında Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü'nce düzenlenen kıyı kenar çizgisi dışında, denizin devamı niteliğinde bulunmayan alanda yer aldığını bildirmişlerdir. Mahkemece, dava konusu taşınmazın imar planında kamu hizmetlerine ayrılan yerlere rastladığı, ifrazının mümkün olmadığı, bu nedenle özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Az öncede açıklandığı üzere dava konusu taşınmaz bölümü tespit tarihine kadar davacı ve miras bırakanı tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edilen bir yer olup jeolog uzman bilirkişi raporlarına göre de özel mülkiyet konusu olan yerlerdendir. Açıklandığı şekilde tespit tarihine kadar kazanıldığı kanıtlanmış bulunan bir yerin imar planında kamu hizmetlerine ayrılmış olması kazanılmasına engel değildir. Ancak imar planındaki düzenlemeye uygun olarak kamu hizmetlerine tahsis edilmiş ise o takdirde böyle bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tescili mümkün olmaz. Kazanma koşulları oluştuğuna göre imar planında kamu hizmetlerine ayrılan ve tahsis amacına uygun olarak üzerinde tesis yapılan bu yer hakkındaki davanın mülkiyetin tespiti davası olarak çözüme kavuşturulması gerekir. Bu nedenlerle mahkemece benimsenen red gerekçesi yerinde bulunmamaktadır.
Diğer yönden taşınmazın 3194 sayılı İmar Kanununun 15. maddesi uyarınca ifrazının mümkün olmaması halinde dava konusu edilen taşınmaz miktarı tümüne oranlanmak suretiyle davacının paydaş kılınmak suretiyle hüküm kurulması gerekir. Mahkemece bu esaslar gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davacının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 8.000.000.-lira peşin harcın davacıya iadesine karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy