(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Ö. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair A. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 15.05.2002 gün ve 97/103 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine Temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, 132 ada 104 sayılı parselin vekil edenlerine ait aynı ada 103 nolu parselin devamı olduğunu, Hazine ile bir ilgisinin bulunmadığını açıklayarak, Hazineye ait 132 ada 104 parsel nolu taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine Temsilcisi, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, Hazine Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mirasen intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Dava konusu 132 ada 104 nolu parsel ham toprak ve çalılık niteliğiyle Hazine adına 10.09.1990 yılında tespit yapılmıştır. Böyle bir yer ancak imar ve ihya yolu ile kazanılabilir. 3402 sayılı Kanunun 17. maddesi uyarınca bu tür bir yerin zilyetlikle kazanılabilmesi için; orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden olması gerekir. O halde çalılık olan bu yerin, davacılar veya miras bırakanları tarafından ne zaman imar ve ihyasına başlandığı, ne şekilde masraf ve emek sarfı yapıldığı, imar ve ihya işleminin hangi tarihte tamamlandığı, mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından sorularak saptanması, kazanma süresinin imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren hesaplanması, anılan parselin kamu hizmetine tahsis edilip edilmediğinin de Milli Emlak Memurluğu'ndan sorulması, tahsis var ise, kazanma süresinin tahsis tarihine kadar hesaplanması, davacılar yararına kazanma koşulları oluşmuş ise, bu takdirde tapuya tescil yerine mülkiyetin tespitine karar verilmesinin düşünülmesi gerekir. Dava konusu taşınmaz 01.03.1993 tarihinde ölen davacıların miras bırakanı anneleri Ayşe 'den kalmıştır.
Ölüm tarihinden itibaren davacıların bağımsız 20 yıllık zilyetlikleri bulunmadığına göre, miras bırakan Ayşe'nin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesindeki sınırlamalar açısından gözetilmek üzere aynı çalışma alanı içinde belgesizden aldığı taşınmaz miktarları varsa bildirilmesi için Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlükleri'nden, yine davacılar yönünde de Kadastro Müdürlüğü'nden sorulmalı, taşınmazların aynı çalışma alanı içinde olup olmadıkları üzerinde durulmalıdır. Bundan ayrı dava konusu taşınmazın 3083 sayılı Kanunun 2/C maddesi uyarınca Devletçe sulanan yerlerden bulunup bulunmadığının DSİ Bölge Müdürlüğü ile Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü'nden sorulması gerekmektedir. Bu nedenle eksik araştırma ve inceleme sonucu kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine Temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy