(1086 S. K. m. 364, 388) (4721 S. K. m. 6, 683, 982)
Dava: Simet ve müşterekleri ile Fakı ve müşterekleri aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair Ş. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 15.10.2002 gün ve 98/100 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Fakı Vural ve Abdurazak Vural vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, vekil edenlerine miras yolu ile intikal eden ve zilyetlikleri altında bulunan dava konusu taşınmaza davalıların elatmasının önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, dava konusu taşınmazın davacılarla ilgisinin bulunmadığını, A köyü sınırları içinde kalan taşınmazın kısmen mer'a olduğunu, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan deliller ve dosya içeriği gözönünde tutularak davacıların zilyetliği altında bulunan dava konusu taşınmaza davalıların elatmalarının önlenilmesine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinin 11 ve 17.sırasında isimleri yazılı davacıların karar başlığında gösterilmemeleri HUMK.nun 388. maddesine aykırı ise de, davada vekil marifetiyle temsil edildiklerine ve hüküm tebliğ edilmiş bulunduğuna göre bu yön bozma sebebi sayılmamıştır.
İşin esasına gelince: Davacılar, kendilerine ait taşınmaza davalıların elattığını ileri sürerek korunmalarını istemişler, davalılar dava konusu yerin davacılarla ilgisi bulunmadığını savunmuşlardır. MK.nun 6. maddesi hükmü uyarınca herkes iddiasını ispat etmekle mükelleftir. Daha açık bir deyimle davacılar taşınmazın kendilerine ait olduğunu ve zilyet bulunduklarını, davalılarda taşınmazın davacılara ait olmadığını, kendilerinin zilyet olduğunu ispat etmeleri gerekir. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve iddianın ileri sürülüş şekline göre dava TMK.nun 982. ve devamı maddelerinde belirtilen zilyetliğin korunmasına ilişkindir. Mahkemece taraflara iddia ve savunmaları doğrultusunda delil göstermek üzere süre ve imkan tanınmadan gün ve saati belirtilmeksizin davalı Fakı dışındaki diğer davalıların yokluğunda keşif yapmak suretiyle keşif yerinde hazır bulunan davacı tanıklarının sözlerine dayanılarak hüküm kurulmuş olması doğru değildir. HUMK.nun 364. maddesinde iki taraf usulen çağrılmak suretiyle yüzlerine karşı keşif yapılacağı ve yerel bilirkişi ile tanıkların yerinde dinleneceği belirtilmiştir. Dava ispata muhtaç olup bu hususa uyulmadan davalıların yokluğunda keşif yapılmak suretiyle hüküm kurulmuş olması savunmanın kısıtlanması niteliğindedir. Bundan ayrı, krokide dava konusu taşınmazın yüzölçümünün 3000 m2 olduğu açıklandığı halde hüküm fıkrasında 5000 m2 yere elatmanın önlenilmesine karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Fakı ve Abdurazak vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve 40.500.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy