(4721 S.K. m.713) (743 S.K. m.639) (818 S.K. m.135)
Dava: Fatma Yavuzel ve müşterekleri ile Selim Uysal ve müşterekleri, dahili davalılar Yasemin Ademoğlu ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Demirci Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 09.04.2003 gün ve 188/59 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, dava konusu 427 ada 53 parsel sayılı taşınmazın maliki Haşim Uysal'ın 1937 yılında vefat ettiğini, davalı mirasçılar adına tapuda intikal yapılmadığını, MK.nun 639/2. maddesinde açıklanan zamanaşımı ile iktisap koşullarının gerçekleştiğini, tapu kaydının geçerliliğini yitirdiğini, aynı konuda açtıkları davanın Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 1997/7864 esas, 1998/3244 karar sayılı bozma kararı üzerine, mahkemece dava tarihine kadar 20 yıllık süre geçmediğinden bahisle davalarının reddedildiğini, dava konusu taşınmazla ilgili tespitin 05.11.1975 tarihinde kesinleştiğini, dava tarihleri olan 06.12.2001 tarihine kadar 20 yıllık sürenin dolduğunu açıklayarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tescilini talep ve dava etmişlerdir.
Davalılar vekili, davacılar aleyhine kesin hüküm bulunduğunu bildirmiş davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, tapulu taşınmazın TMK.nun 713/2. ( MK.nun 639/2. ) maddesi hükmü uyarınca tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapuya tescili isteğine ilişkindir. Tapuya kayıtlı böyle bir taşınmazın, tapu kaydının iptali ile başkaları adına tesciline karar verilebilmesi için anılan maddede belirtilen tüm koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Dava konusu taşınmaz hakkında daha önce davacıların açmış olduğu davada davalılar kazanma koşullarının oluşmadığını savunmuşlar, mahkemece 27.06.2001 tarih, 1988/125 esas ve 2001/70 karar sayılı kararla 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresi dolmadığından dava reddedilmiş ve hüküm 04.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Açıklandığı üzere; davalıların ileri sürmüş olduğu def'i yerinde görülmüş ve dava reddedilmiştir. Bu nedenle TMK.nun 714. maddesi yoluyla Borçlar Kanununun 133. maddesi hükmü uyarınca kazanma zamanaşımı kesilmiştir. Borçlar Kanununun 135. maddesinde de zamanaşımının kesilmiş olması halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiği hükme bağlanmıştır. ( Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2001 tarih, 2001/8-480 esas, 2001/519 karar; 07.11.2001 tarih, 2001/8-946 esas, 2001/773 karar ve 10.04.2002 tarih, 2002/8-161 esas, 2002/301 karar sayılı ilamları da bu görüşü teyit etmektedir. ) Ayrıca, iş bu davada MK.nun 713. maddesinin aradığı davasızlık ( nizasızlık ) şartı da gerçekleşmemiş olmaktadır. Davalıların def'isi suretiyle dava reddedildiğine göre, ortada bir niza ( dava ) mevcuttur.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle ilk hükmün kesinleştiği tarihten bu davanın açıldığı güne kadar kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre geçmediğinden davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun olup, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 7.880.000 lira peşin harcın onama harcına mahsubuna 09.10.2003 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Davacılar, TMK.nun 713/2. madde ve fıkrası uyarınca "... maliki 20 yıl önce ölmüş..." hukuksal nedenine dayalı olarak 427 ada 53 nolu parselin tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, kesin hüküm nedeni ile davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Davanın reddine ilişkin hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine sayın Daire çoğunluğunca 04.12.2001 tarihinde kesinleşen ve süreden reddedilen Demirci Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.06.2001 gün ve 1988/25 esas 2001/70 karar sayılı dosyanın ( dava tarihi 16.06.1995'tir ) yeni açılan dava için niza teşkil ettiği, TMK.nun 714. maddesi yolu ile BK.nun 133 ve 135. maddeleri uyarınca zamanaşımının kesildiği ve ilk davanın kesinleşmesinden itibaren yeniden 20 yıllık sürenin başlaması gerektiği görüşünden hareketle yerel mahkeme hükmü onanmıştır.
Uyuşmazlık konusu parsel kadastro ( tapulama ) çalışmaları sırasında 19.07.1937 yılında ölen kayıt maliki Haşim Uysal adına ölü olduğu belirtilmek suretiyle tespiti yapılmış olup, tutanak 05.11.1975 tarihinde kesinleşerek tapu kaydı oluşmuştur. Somut olayda çözümlenmesi gereken sorun 20 yıllık sürenin dolmamış bulunması nedeni ile reddedilen ve kesinleşen davanın yeni dava için niza ( çekişme ) teşkil edip etmeyeceği ve ilk davanın kesinleşmesinden itibaren zamanaşımının kesildiği görüşünden hareketle yeniden 20 yılık sürenin beklenip beklenmeyeceği hususlarının araştırılıp değerlendirilmesi olacaktır.
Kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile bir taşınmazın mülk edinilmesinin en önemli koşullarından biride, "malik sıfatı ile - malik niteliğiyle" zilyetliğin davasız ( çekişmesiz - nizasız ) olarak sürüp devam etmesidir. O halde kanun koyucu hangi durumları niza - çekişme olarak nitelendirmek istemiştir? Kanunlarda bu yönde bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak TMK.nun 713/1. fıkrasında "davasızlıktan" söz edilmektedir. Gerek yargısal alanda ve gerekse öğretide ( doktrinde ) üstün tutulan görüşe göre, ancak "dava" halinde nizanın ( çekişmenin ) varlığı kabul edilmektedir. Yani çekişme ancak dava ile oluşmaktadır. Şu hale göre zaman aşımını kesen bir davadan söz edebilmek için taşınmazın zilyedine karşı gerçek malik tarafından HUMK.nun öngördüğü bir istihkak ya da elatmanın önlenmesi veya başka bir davanın açılması ve bu davanın da başarı ile sonuçlanması gerekir.
Öte yandan 3091 sayılı Kanuna göre idari makamların verdiği men kararları, noterden çekilen ihtarnameler, Hazine adına taşınmazı tasarruf edenlere gönderilen ecrimisil ihbarnameleri ile davalı tarafın ileri sürdüğü mülkiyet ya da davanın reddi yönündeki def'ilerin çekişme ( dava ) sayılamayacağı aynı çevrelerce ağırlıklı olarak kabul edilmektedir. ( HGK.nun 29.11.1969 tarih ve 1967/7-656 E, 1969/82K, 12.05.1973 tarih ve 1969/8 - 808E, 1973/403 sayılı kararları ile, 17. Hukuk Dairesinin 23.11.1992 gün ve 1992/2498 E.-10615 K., 16. Hukuk Dairesinin 17.09.1990 gün ve 1989/16076 E., 1990/11850 K., 7. Hukuk Dairesinin 04.06.1986 gün ve 11300/5985 K., aynı Dairenin 20.12.1990 gün ve 12149/15575 K., A.N. Ozanalp Tapulama Kanunu Şerhi 1976 Bası sayfa 393 ve devamı, Oğuzman/Seliçi, Eşya Hukuku 1978 Bası sayfa 411 ve devamı ). Bunun dışında TMK.nun 713. maddesinin Hükümet gerekçesinde: "... İsviçre Medeni Kanununun şerh ve tevsil eden bütün hukuk bilginlerinin birleştikleri gibi, zilyede karşı bir istihkak veya müdahalenin önlenmesi davası açılmış olmasının niza ( çekişme ) sayılacağı..." açıklanmıştır. ( Eraslan Özkaya gerekçeli - karşılaştırmalı TMK.nun 2002 baskı, sayfa 619 ). Kaldı ki, hak sahibi davalılar; daha önce açılan tescil davası reddedilmiş olmasına karşın zilyet aleyhine dava açmadıkları ( çekişme yaratmadıkları ) gibi tapuda adlarına intikal de yapmamışlardır. Yine, ilk dava, davalıların davanın reddine karar verilmesini istemesi şeklinde gerçekleşen def'i yüzünden değil, yalnızca zilyetlik süresinin dolmamış bulunması gerekçesiyle reddedildiğinden kazandırıcı zamanaşımının kesilmesi bu açıdan da olanaklı bulunmamaktadır. Ve davanın süre yönünden reddedilmiş olması halinde 20 yılık zilyetlik süresini doldurduktan sonra 2. kez tescil davası açmasını engelleyen bir kanun hükmü de bulunmamaktadır. ( HGK.nun 29.11.1969 gün ve 1967/7-656E., 1969/82 K. )
Tüm bu hukuki ve somut olgular karşısında gerçek malikler tarafından zilyede ( davacılara ) karşı HUMK.nun öngördüğü anlamda zamanaşımını kesen bir istihkak veya müdahalenin önlemesi ya da benzeri bir dava açmadıklarına ve davalıların mülkiyet ( davanın reddi ) def'inde bulunmaları da kanunun öngördüğü anlamda bir çekişme sayılmayacağına göre, TMK.nun 714. maddesi yolu ile BK.nun yolu ile 133 ve 135. maddelerinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Aksi halde 19 yıl 7 ay 11 gün bekleyen bir kişi, belki de 40. yılda da yeniden usulsüz açılacak bir dava nedeniyle, yine hakkına kavuşmayacaktır. Bu durumun hukuka uygun olduğunu söylemek mümkün mü?
O halde kadastro ( tapulama ) tutanağının kesinleştiği 05.11.1975 tarihinde davanın açıldığı 07.12.2001 tarihine kadar kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre dolmuş bulunduğuna ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi ile TMK.nun 713/1-2 fıkralarında öngörülen tüm olumlu koşulların davacılar yararına gerçekleştiğine, bir kimsenin aleyhine sonuç doğuracak biçimde bir beyanda bulunamayacağı kuralından hareketle davacılar tarafından açılan önceki davanın bu bakımdan aleyhlerine kullanılmasının ve yorumlanmasının hak ve adalet duygularına uygun düşmeyeceğine göre, davanın kabulü açısından yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken, onanması şeklinde gerçekleşen Sayın çoğunluğun görüşüne açıklanan nedenlerle katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy