(2863 S. K. m. 3, 5, 6, 11)
Dava: Hatice Karadağ ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Fethiye 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 18.03.2003 gün ve 100/207 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 107 ada 63 ve 113 ada 20 parsellerin Hazine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusu parsellere ait kadastro tutanaklarında, dava dışı aynı ada 27, 29 ile 31 parsellerle bir bütün olan 1938 tarih ve 431 tahrir nolu vergi kaydının kapsamında kalan taşınmazın davacı Hatice Karadağ zilyetliğinde bulunduğu açıklanarak tespit edilmiş, tutanak ve ekleri Kadastro Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Kadastro Komisyonunun 25.06.1992 günlü kararı ile dava konusu parsellerin sit alanı içerisinde kaldığı, bu tür yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle tespitin iptali ile Hazine adına tespitine karar verilmiş, bu karara dayanılarak 08.06.1993 tarihinde sicil oluşturulmuştur.
Dairemizin 26.11.2001 günlü ve 2001/7030-8413 esas ve karar sayılı bozma ilamında özetle Arkeolog bilirkişi Adnan Diler tarafından düzenlenen 30.11.2000 günlü raporda; taşınmazın 3.derece Arkeolojik Sit Alanı olduğu belirlenmiş ise de raporun hüküm vermeye yeterli bulunmadığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 13.11.1982 gün ve 420 nolu kararında dava konusu parselin bulunduğu yerde ekli listede yazılı 42 adet Arkeolojik doğal ve kentsel sit alanının ve yapı guruplarının tescil edilmelerine karar verildiğinin açıklandığı, uzman bilirkişi raporunda dava konusu parseller üzerinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunup bulunmadığı hususunda herhangi bir açıklık bulunmadığı, sözü edilen bilirkişi raporunda dava konusu parsellerin üzerinde kuzey-güney doğrultusunda uzanan 5 metre yüksekliğinde olasılıkla Roma çağından antik bir duvarın koruma altına alındığı ve tamamının yüzeyinde yayılmış yoğun çanak çömlek parçaları ile ayrıca parsellerin doğusunda yoğun taş yıkıntılarının olduğu alanda antik duvar kalıntılarının görüldüğünün açıklandığı, taşınmaz üzerinde yer alan eski döneme ait bu kültür ve tabiat varlıklarının 2863 sayılı Kanunun 6.maddesi karşısında değerlendirilmesinin yapılmadığı, anılan maddede ise belirtilen varlıkların kültür varlığı olduğunun açıklandığı, taşınmazların sadece 3.derecede sit alanı kapsamında kalmasının onun kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile kazanılmasına engel olmadığı, koşulların gerçekleşmesi durumunda böyle bir yerin kazanılmasının mümkün olabileceği, 2863 sayılı Kanun hükümleri gözönünde tutularak dava konusu taşınmazlar üzerinde ve içinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlığının bulunup bulunmadığının uzman bilirkişi marifetiyle belirlenmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerektiği belirtilmiş, yerel mahkemece bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Gerek Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığının 13.11.1982 tarih ve A-4020 nolu kararı, gerekse Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğünün 05.06.2000 günlü ve 27 sayılı yazısı kapsamlarına göre Fethiye İlçesi, Uzunyurt Köyü, Hisar mevkiindeki dava konusu taşınmazların 3. derece Arkeolojik ve 3.derece Doğal Sit Alanı sınırları içerisinde kaldığı tartışmasızdır. 30.11.2000 günlü bilirkişi raporunda vurgulandığı üzere; dava konusu parsellerin de yer aldığı Hisar mevkii adından da anlaşıldığı gibi aynı zamanda antik bir yerleşimi de barındırmakta, zaten 3.derece Arkeolojik ve 3.derece Doğal Sit Alanı olma nedeni de buna dayanmaktadır. Bölge bugünde aynı özelliğini korumakta olup Kelebekler Vadisini de içine alan bu bölge Uluslararası Doğayı Koruma Birliğince tanımlanan ve nesli tükenmekte olan bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı bir yer olarak belirlenmiştir.
2863 sayılı Kanunun 3. maddesinin 1.ve 2.fıkralarında Kültür Varlıkları ile Tabiat Varlıklarından ne anlaşılması gerektiğinin tanımı yapılmış, 3.fıkrasında Sit Alanı tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimarı ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar olarak; 5.fıkrasında da Korunma Alanı taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının muhafazaları veya tarihi çevre içinde korunmalarında etkinlik taşıyan korunması zorunlu olan alan olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamalara göre yeraltında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar Kültür Varlıkları olarak kabul edilmiştir. Bozma sonrası yapılan keşifte hazır bulunan Arkeolog bilirkişi Ömer Karayumak tarafından düzenlenen 03.03.2003 günlü raporda taşınmazlar üzerinde herhangi bir kültür varlığına ve arkeolojik eser ve buluntulara rastlanılmadığı belirtilmekte ise de, 30.11.2000 günlü bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak dava konusu parseller üzerinde olasılıkla Roma çağından antik bir duvarın koruma altına alındığı ve tamamının yüzeyinde yayılmış yoğun çanak çömlek parçaları ile ayrıca parsellerin doğusunda yoğun taş yıkıntılarının olduğu alanda antik duvar kalıntılarının görüldüğü açıklanmaktadır. Raporda belirtilen bu maddi olgular karşısında 03.03.2003 günlü bilirkişi raporu içeriğine itibar edilemez. Eski dönemlere ait bu tür varlıkların taşınmaz kültür ve tabiat varlığı niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. 2863 sayılı Kanunun 6.maddesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının nelerden ibaret olduğu bentler halinde ayrıntılı olarak sayılıp gösterilmiştir. Dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunduğu belirtilen kültür ve tabiat varlıkları anılan maddede belirtilen tanıma da uygun düşmektedir. Aynı Kanunun 5. maddesine göre korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. Aynı Kanunun 11. maddesi gereğince de korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları zilyetlik yoluyla iktisap edilemez. Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Az önce sözü edilen yasa hükümleri karşısında böyle bir yerin kazanılması mümkün olmaz.
Açıklanan nedenlerle dosya içeriği ve tüm deliller gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 02.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy