(3402 S. K. m. 16) (1086 S. K. m. 428, 440) (743 S. K. m. 912) (HG 31.01.2001 T. 2000/8-1836 E. 2001/13 K.)
Dava: Güllü Özdemir (Girici) ve Eda Özdemir (Havuz) ile Hazine aralarındaki dava hakkında Pozantı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 14.11.1995 tarih ve 245-135 sayılı hükmün Dairenin 18.06.1996 gün ve 1050-6213 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Hazine vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tespit öncesi satın alma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, Kadastroda 162 ada 14 parsel olarak davalı adına tespit ve tescil edilen yerin 09.10.1974 tarihli noterlikte düzenlenen gayrimenkul zilyetlik devir senediyle annesi Neziha'nın Sabriye'den satın aldığını ve o tarihten beri zilyetlikleri altında bulunduğunu; ne var ki, kadastroda, senetsizden, arsa olarak zilyedi bilinmediğinden, Hazine adına tespit ve tescil edildiğinden iptal ve tescil istemişlerdir.
Sonuç: Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiş ise de; Dairenin 18.06.1996 tarih ve 1996/1050-6213 esas ve karar sayılı ilamıyla onanmıştır. Bu kez, Hazine vekilince süresinde karar düzeltme istemekle yeniden yapılan incelemeden: çekişmeli yerin Tekir yaylası hudutları içerisinde bulunduğu, ancak, taşınmazın kullanım şekli itibariyle Tekir yaylasının genel tanımı yapılan yayla tespitine uymadığı, burasının Çukurova'ya nazaran daha serin olması nedeniyle halk arasında özel yayla olarak anıldığı anlaşılmıştır. Bu tanımlama ve dosya kapsamından; dava konusu yerin Tekir yaylası şeklinde vasıflandırılan yörede kaldığı tartışmasızdır. Davacı ve oraya yerleşen öteki insanların arsa niteliğiyle vasıflandırılan bu yerlere ev ve müştemilatını inşa ederek özel yayla evi olarak kullanmaları taşınmazın niteliğini değiştirmez. Buranın öncesinin yayla yeri olduğu ve bu amaçla kullanıldığı açıktır. Bu durum HGK. nun 29.05.1996 gün ve 1996/7-295-425; 07.04.1999 gün ve 1999/16-187-184; 01.11.2000 tarih ve 2000/8-1338-1601;31.01.2001 gün ve 2000/8-1836-2001/13 E. ve K. sayılı ilamlarıyla da saptanmıştır. Nitekim, 3402 sayılı Yasanın 16/B maddesi gereğince kamu malı niteliğindeki yaylak yerleri özel mülkiyete konu olamaz ve zilyetlikle iktisap edilemez. Değinilen olgular bu kez yapılan incelemeden saptanmakla, Dairenin 18.06.1996 gün ve 1996/1050-6213 esas ve karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 14.11.1995 gün ve 1994/245-1995/125 esas ve karar sayılı kararının HUMK.nun 440 ve 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 23.10.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu 162 ada, 14 parsele ait kadastro tutanağında; bu yerin kime ait olduğu ve kimin tarafından kullanılageldiği belirlenemediğinden kargir ev ve arsası niteliğiyle Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı tesbitten önceki kazanmayı sağlayan eklemeli zilyedlik nedeniyle iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar davacı ve satıcısının tesbit tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile kültür arazisi olarak tasarrufta bulunduklarını ve davacının bina yapmak suretiyle tasarrufunu sürdürdüğünü bildirmişlerdir.
Mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, Hazinenin temyizi üzerine Dairenin değerli çoğunluğu yaylak niteliğinde bulunan bu tür yerlerin zilyedlik yolu ile kazanılamayacağı gerekçesi ile bozma sevketmiştir.
Yaylak; mera ve kışlaklar gibi köy ve belde halkının ortak yararlanmasına terk ve tahsis edilen mülkiyeti Hazineye ait yerlerdendir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/B maddesi hükmüne göre bu tür yerler sınırlandırmaya tabi olup kazandırıcı zamanaşımı ve zilyedlik yolu ile edinilmesi mümkün olmayacağı gibi M.K.nun 912. maddesi hükmüne göre özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline karar verilemez. Dosyadaki belgeler yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre dava konusu taşınmaz Tekir Yaylasında olmayıp, Akçatekir beldesinin sınırları içerisinde bulunan bir yerdir. Toplanan delillere göre dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede köy ve belde halkının yaz aylarında hayvanlarını otlatmak için yararlandıkları kadim veya tahsisli yaylak olmayıp, önceleri kültür arazisi olarak, daha sonra da yazlık olarak kullanılan bir yerdir. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede yaygın yapılaşma ve yerleşme olgusu mevcut olup bu yön göz önünde tutularak çevredeki tüm parseller gerçek kişiler ve Hazine adına özel mülkiyet şeklinde tesbit ve tapuya tescil edilmişlerdir. Deliller ve belirlenen nitelik karşısında dava konusu yerin gerek Arazi Kanunnamesi ve gerekse 4342 sayılı Mera Kanununda düzenlenen, kamunun ortak yararlanmasına terk ve tahsis edilen yaylak türü bir yer değildir. Dava kanıtlanmıştır. Yerel mahkemenin hükmü Yasaya uygundur. Karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmesi düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy