(3402 S. K. m. 14) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Abdulhakim ile Hazine ve B Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair G Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 09.10.2002 gün ve 139/139 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı köy temsilcisi, yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, aşağıda belirtilen husus dışında davalı Hazine temsilcisinin diğer temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Dava, tapusuz taşınmazın tapuya tescili isteğine ilişkindir. Bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin Hazineye karşı kanıtlanması gerekir. Somut olayda; tanık dinlenilmeden yerel bilirkişinin sözlerine dayanılarak hüküm kurulmuştur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin yerel bilirkişi, tanık sözleri ve belgelerle kanıtlanması mümkün ise de, somut olayda yerel bilirkişinin sözleri kazanmayı sağlayan zilyetlik bakımından hüküm vermeye yeterli değildir.
Mahkemece, tanık olarak davacının babası dinlenilmiştir. Tanık, zilyetlik hakkında bir açıklamada bulunmaksızın taksim ve devir bakımından anlatımda bulunmuştur.
Davacı dilekçesinde tanık deliline dayandığına göre, tanıklarını liste halinde vermek üzere süre ve imkan tanınması, ondan sonra yerel, teknik bilirkişi aracılığıyla yeniden keşif yapılması, davacının tanıklarının davetiye ile çağrılarak keşif yerinde dinlenilmek suretiyle taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin başlangıcı, süresi ve niteliğinin kendisinden sorulması gerekmektedir. Davacı, dilekçesinde tanık deliline dayandığından kendisine tanıklarını liste halinde vermek üzere süre ve imkan tanınması, ondan sonra yerel, teknik bilirkişiler aracılığıyla yerinde keşif yapılmak suretiyle tanıktan davacının dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin başlangıcı, süresi ve niteliğinin sorulması;
3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre; zilyedin bu maddede belirtilen vergi kaydı gibi bir belgeye dayanmaksızın aynı çalışma alanı içerisinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Somut olayda; yerel bilirkişi ve tanıklar, tescil konusu taşınmazın dava tarihinden 5 yıl kadar önce davacıya babası Ömer tarafından verildiğini bildirmişlerdir. Temyiz incelemesi için birlikte gönderilen dava dosyalarına göre, Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/ 114, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145 ve 148 esas nolu dava dosyalarının davacı ve kardeşlerine babası Ömer'den kaldığı belirlenmiştir. Taşınmazın davacıya verildiği tarihten dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan bağımsız 20 yıllık süre geçmemiş bulunduğuna göre, davacı ve kardeşlerinin aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden kazanabilecekleri miktar yukarıda belirtilen limitleri geçemez.
Mahkemece, davacı ve kardeşlerine babası Ömer'den devredilen taşınmazların miktarlarının belirlenmesi, bunlara ait dava dosyalarının getirtilip uyuşmazlığın çözümünde gözönünde tutulması, başka dava dosyaları mevcut ise onların da getirtilmesi, Kadastro Kanununda belirtilen miktar sınırlarının nazara alınması, bundan ayrı teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokide koordinatlı olduğu halde ölçeksizdir. TMK.nun 713. maddesinin son fıkrası hükmüne göre; uzman bilirkişilerce düzenlenen krokinin teknik bilgileri içermesi gerekir. Taşınmazın kapsamının belirlenmesi ve uygulamanın sağlanabilmesi için, krokinin ölçekli olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Bu noksanlık gözönünde tutularak teknik bilirkişinin taşınmazın ölçekli krokisini düzenlemesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında; hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 12.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy