(1086 S. K. m. 259)
Dava: Remziye ve müşterekleri ile Hasan ve Hörü aralarındaki dava hakkında B. 2. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 05.06.2002 tarih ve 140/277 sayılı hükmün Dairenin 07.04.2003 gün ve 2029/2255 sayılı ilâmıyla onanmasına karar verilmişti. Davacılar vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan elatmanın önlenilmesi davasının reddine ilişkin hüküm davacılar vekilinin temyizi üzerine dairece onanmıştı. Davacılar vekili, süresinde vermiş olduğu karar düzeltme dilekçesi ile onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasını istemiştir.
Davacılar, 1984 yılında takriben 500 ile 600 m2' lik arsayı davalı Hasan'dan satın ve devraldıklarını, davalıların taşınmazın bir bölümünü kendi taşınmazlarına katmak suretiyle elattıklarını açıklayarak korunmalarına karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar dava konusu taşınmazın kendilerine ait olduğunu, bu yer hakkında Kadastro Mahkemesinde dava devam ettiğini, davacılara sattıkları yer ile kendilerine kalan taşınmaz arasında belirli bir sınırın olduğunu, davacıların taşınmazının sınırından yol geçmesi nedeniyle miktarının küçüldüğünü savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
Yeminli olarak dinlenen davacı tanıkları özet olarak çekişmeli bölümün güneyinde yer alan zeytin ağacından doğu ve batı istikametine uzanan hattın ortak sınır olduğunu, kuzeyinde kalan bu bölümün davacılara, güneyinde kalan kısmın da davalıların taşınmazına dahil olduğunu bildirmiş olmalarına karşın davalı tanıkları çekişmeli yerin kuzeyinden geçen taş duvarı ördüklerini, sınır hakkında bilgilerinin bulunmadığını bildirmişlerdir. Mahkemece, ortak sınırın kesin olarak belirlenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamalara göre taraf taşınmazları tapusuz yerlerdir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümü teknik bilirkişi tarafından düzenlenen 18.09.2001 günlü rapora ekli krokide kırmızı ile taralı 147.88 m2'lik yerdir. Açıklandığı üzere taraf taşınmazlarını birbirinden ayıran ortak bir sınır bulunmamaktadır. Bu durumda davalı Hasan tarafından davacılara satılıp devredilen taşınmaz bölümünün, satış tarihindeki sınırın belirlenmesi, zilyetlik durumu da gözönünde tutularak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Bu bakımdan dinlenen taraf tanıklarının beyanları arasında farklılık mevcut olup, mahkemece bu farklılık giderilmediği gibi taraf taşınmazlarını birbirinden ayıran taş duvarı ören davalı tanığı Mehmet yargılama oturumunda dinlenilmek suretiyle bilgisine başvurulmuştur.
HUMK.nun 259.maddesine göre taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklarda tanıkların taşınmaz başında dinlenilmeleri gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak yerel, teknik bilirkişiler aracılığıyla taşınmaz başında keşif yapılması, yerel bilirkişi ve tanıklardan ortak sınırın nereden geçtiği hususunun kendilerinden sorulması, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde bunun giderilmesine çalışılması, taraf tanıklarının beyanlarında geçen ortak sınırın teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece açıklandığı şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması yerinde değildir.
Sonuç: Hükmün bu nedenle bozulması gerekirken Dairece hatalı nitelendirme sonucu onanmış olup davacılar vekilinin karar düzeltme isteği yerinde olduğundan kabulü ile Dairenin 07.04.2003 gün ve 2003/2029-2255 esas ve karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 7.880.000 lira peşin harcın isek halinde karar düzeltme isteyene iadesine 20.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy