(3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 254) (6831 S. K. m. 2/B)
Dava: Osman ve dahili davacılar Müeccel ve müşterekleri ile Hazine, dahili davalılar Orman Genel Müdürlüğü ve D Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının reddine dair Ş Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 15.01.2003 gün ve 355-4 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, 06.07.2000 tarihinde yapılan keşifde dinlenen yerel bilirkişilerin tescil konusu taşınmazın bulunduğu çalışma alanında oturan kişiler olması nedeniyle beyanlarına değer verilemeyeceği, ikinci keşifte dinlenen yerel bilirkişinin de bilgisizlik beyan ettiği, davacının zilyetliğinin taşınmaz üzerinde ev yaptığı 1984 yılından başladığı o tarihten, dava tarihine kadar 20 yıllık kazanma koşulları ve süresinin geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Bu tür uyuşmazlıklarda tescile karar verilmesi için kazanmayı sağlayan zilyetliğin Hazineye karşı kanıtlanması gerekir.
Zilyetlik olayları maddi olaylardan olup, yerel bilirkişi, tanık sözleri ve belgelerle kanıtlanabilir. Bu tür uyuşmazlıklarda dinlenecek bilirkişi ve tanıkların aynı köy halkı arasından seçilmesini önleyen herhangi bir usul hükmü bulunmamaktadır.
Yargıtay'ın uygulamalarına göre mer'a, yaylak, kışlak gibi orta malına ilişkin davalarda yerel bilirkişi ve tanıkların bu yerden yararlanmayan köyler halkı arasından seçilip dinlenilmesi gerekir. Tescili istenilen taşınmazın bu tür yerlerden olduğu savunulmadığına göre, yerel bilirkişi ve tanıkların aynı köy halkı arasından seçilip dinlenilmelerinde kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Aksi kanıtlanmadıkça asıl olan HUMK.nun 254. maddesi hükmüne göre tanıkların doğru söylemiş olmasıdır. Bu nedenle mahkemece, benimsenen bu yöne ilişkin gerekçe yerinde bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılan işlemlere gelince; 06.07. 2000 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ve tanık dava konusu taşınmaz bölümünün dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile davacı tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edildiğini bildirmişler, ormancı bilirkişi 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırlama hattının dışında orman sayılmayan, ziraatçı uzman bilirkişi de üzerinde çeşitli cins ve yaşlarda meyve ağaçları bulunan kültür arazisi niteliğinde olduğunu açıklamış, mahkemenin istemi üzerine 31.10.2002 tarihinde yapılan ikinci keşifte komşu köyler halkı arasından dinlenen yerel bilirkişi zilyetlik hakkında bilgisizlik beyan etmiş, tanık Hüseyin'de kazanmayı sağlayan zilyetlikten haber vermiştir.
Bu açıklamalara göre dava kanıtlanmış olmaktadır. Ne var ki, taşınmazın 1972 yılında yapılan ilk kadastro çalışmaları sırasında hangi nedenle tespit dışı bırakıldığı ve o tarihteki niteliği belirlenmeden uyuşmazlık hakkında hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Ormancı bilirkişi raporu ve orman sınırlama harita ve tutanaklarına göre dava konusu taşınmazın kuzey doğusunda yer alan 599 parsel nitelik kaybı sebebiyle 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılmış ve Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Paftaya göre orman sayılan alan ile nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan alan arasına sıkışmış bulunan dava konusu taşınmazın ormanlık alan ve orman dışına çıkarılan bölümden ayrı ve bağımsız bir taşınmaz niteliğinde bulunup bulunmadığı gereği gibi araştırılmamıştır.
Tüm bu yönler gözönünde tutularak taşınmazın 1972 yılında hangi sebeple tespit dışı bırakıldığı ve o tarihteki niteliğinin Kadastro Müdürlüğü'nden sorulması, o tarihteki niteliğine göre kazanılmaya elverişli yerlerden bulunup bulunmadığının gözönünde tutulması, ondan sonra daha önceki keşiflerde görev alan uzman bilirkişiler dışındaki orman mühendislerinden oluşan bir bilirkişi kurulu, yerel ve teknik bilirkişi aracılığıyla yeniden keşif yapılmak suretiyle dava konusu taşınmazın konumunun belirlenmesi, daha açık bir deyimle orman sayılan alanda veya nitelik kaybı sebebiyle dışarı çıkarılan bölümde yer alıp almadığının araştırılıp belirlenmesi, bu inceleme ve uygulamanın Yargıtay denetimi sırasında izlenebilmesi bakımından teknik bilirkişi tarafından krokisinde işaret edilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 7.880.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy