(743 S. K. m. 638)
Dava: Mehmet ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair K Sulh Hukuk Hâkimliğinden verilen 02.08.2000 gün ve 128-151 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Mehmet tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 197 ada 6 parselin, tapu kaydının kısmen iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı asil tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 197 ada, 6 parsele ilişkin kadastro tutanağında; işbu taşınmazın 21.02.1966 tarih ve 12 numarada Hazine adına tapuda kayıtlı olduğundan bahisle 09.07.1996 tarihinde kargir köy konağı ve tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiş ve tespit 06.03.1997 tarihinde kesinleşmiş ve aynı tarihte de tapuya tescil edilmiştir.Davacı dava konusu taşınmaz bölümünün kendisine ait olup, uzun zamandan beri zilyetliği altındaki yer olmasına rağmen hataen Hazine adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürmüş, davalı Hazine vekili ise, dava konusu taşınmazın Hazine adına tapuya kayıtlı yer olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece dava konusu parselin Hazine adına kayıtlı 21.02.1966 tarih ve 12 nolu tapu kaydı kapsamındaki yer olduğunu, tapunun sahih esasa dayandığını ve MK. 638.maddesi gereğince muteber tapu kaydı haline geldiğini davacının mevcut zilyetliğinin bu nedenle önemi olamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmazın Hazine adına kayıtlı 21.02.1966 tarih, 12 nolu tapu kaydı kapsamında kaldığı usulüne uygun şekilde yapılan uygulama ile belirlenmiş ise de, bu tapu kaydı idari kararla tesis edilen bir tapu kaydı olup, davacıyı bağlayan bir tapu kaydı değildir. Dolayısıyla kaydın oluşum tarihi olan 1966 tarihine kadar, davacı kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik yolu ile taşınmaz edinme şartlarını gerçekleştirmiş ise, bu tapu kaydına dayanarak yapılan tespit ve tescile dayalı tapu kaydının iptal ve tescilini isteyebilir.
Olayımızda dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmaz bölümünün ve etrafının evvelce davacı ve bayilerine ait olduğunu, bilahare şimdi üzerinde köy konağı, ilkokul ve sağlık ocağı bulunan kısımları Hazineye hibe ettiklerini, ancak dava konusu olan ve fenni bilirkişi rapor ve krokisinde kırmızı ile gösterilen bölümü hibe etmediklerini, bu kısım üzerindeki zilyetliklerini hiç ara vermeden bu güne kadar devam ettirdiklerini ve halende dava konusu olan bölümün davacının zilyetliği altında tarımsal amaçla kullanılan yer olduğunu, Hazinenin yukarıda anlatılan hibeden sonra adına idari yoldan tapu kaydı tesis ederken hibe edilen miktar üzerine çıkarak hibe edilmeyen kısmı da içine alır şekilde tapu oluşturduğunu davacı ve bayilerinin dava konusu bölüm üzerindeki eklemeli zilyetliklerinde kaydın oluşum tarihi olan 1966 dan geriye doğru 20 yılı çok aşan bir süreye ulaştığını açıklamış bulunduklarına göre dava konusu olan ve Fenni Bilirkişi Mehmet tarafından düzenlenen 03.07.2000 havale tarihli krokide B harfi ile işaretlenen 4049.80 m2 lik yere yönelik davanın kabulüne karar vermek gerekirken olayda uygulama olanağı olmayan MK.nun 638. maddesine ( TMK.nun 712.maddesi ) yanlış anlam verilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 10.120.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 20.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy