(4721 S. K. m. 713) (492 S. K. m. 2, 32)
Dava: Şükrü ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair S Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 20.11.2002 gün ve 300/281 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 36 numaralı parselin maliki olduğunu, bu gayrimenkulün içinden yol geçmediği halde kadastroca davalı köy adına dava konusu taşınmazın yol olarak tespit edildiğini açıklayarak 36 parselin kuzeyinde yol olarak bırakılan yerin müvekkili adına 228 ada 36 parsele ilavesi suretiyle tashihen tescilini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin kadim yol olduğunu, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hükmü, davalı Hazine vekili temyiz etmiştir. Dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol olarak bırakıldığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı yol olarak bırakılan yerin kendisine ait 36 parsel içerisinde bulunduğunu ileri sürmüştür. Mahallinde yapılan keşifte dinlenen tarafların müşterek tanığı 1922 doğumlu Hüseyin, dava konusu taşınmazın kadimden beri yol olduğunu açıklamıştır. Yine, davalı tanıkları Ömer ile Ali, dava konusu yerin kadim yol olduğunu, davacı tanıkları ise dava konusu yerin komşuların rızası ile gelip geçilen bir yer olduğunu, kadim yol olmadığını açıklamışlardır.
Dava konusu taşınmazın kuzeyinde bulunan 14 numaralı parsel, 18.10.1983 tarih 6 sıra numaralı tapu kaydına istinaden tespit görmüştür. Bahsi geçen tapu MK.nun 639.maddesine göre açılan tescil davası sonucu oluşmuştur. 14 numaralı kadastro parselinin dayanağı tescil tapusuna esas mahkeme kararının eki krokili rapora göre, dava konusu taşınmaz yönü bahçeler yolu olarak gösterilmektedir. Krokinin alındığı 27.07.1982 tarihi itibariyle bu yerin yol olduğu ve tapuya bu şekilde tescil edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, 35 parsele uygulanan 1937 tarih 816 tahrir numaralı vergi kaydının kuzeyi de dava konusu yeri yol okumaktadır. Bu belgeler karşısında 1922 doğumlu tarafların müşterek tanığı Hüseyin'in ve diğer davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilerek davanın reddine karar vermek gerekir.
Kabul şekline göre de; köy tüzel kişiliğinin davada hasım olarak gösterilmemiş olması, dava kabulle sonuçlandığına göre mahalli ve gazete ilanlarının yaptırılmamış olması da doğru değildir. Bundan ayrı, TMK.nun 713.maddesine uygun olarak açılan böyle bir davada davacıdan alınan harcın iadesine ve harç alınmasına yer olmadığına şeklinde karar verilmesi 492 sayılı Harçlar Kanununun 2.maddesinde açıklanan yargı işlemlerinin harca tabi olması ilkesiyle, harç alınmadan işlem yapılamayacağına dair aynı Kanunun 32.maddesi hükmüne aykırı düşmektedir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile eksik incelemeye dayalı usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA 01.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy