(3402 S. K. m. 14)
Dava: Bilal ve müşterekleri ile İskender ve Elmas aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının reddine dair K Sulh Hukuk Hâkimliğinden verilen 26.06.2003 gün ve l64/169 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, dilekçesinde mevkii ve hudutlarını yazdığı ev ve fındık bahçesinin önceleri Fevzi nin zilyetlik ve tasarrufunda iken 1993 yılında davacıların murisi Abdullah' a satıp devrettiğini, taşınmazın satış tarihinden itibaren Abdullah'ın elinde bulunduğunu, davalıların taşınmaz üzerindeki evi ve fındık bahçesini işgal ettiklerini açıklayarak davalıların müdahalesinin men'ine karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Elmas, taşınmazı satın alan Abdullah' ın bazı hilelerle senedi imzalattığını, babasının ölünceye kadar taşınmazı kullandığını, Abdullah' ın taşınmazı hiç kullanmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı İskender ise taşınmazı şu anda eşi Elmas'la birlikte kullandıklarını açıklamıştır.
Mahkeme, taşınmazda Abdullah' ın zilyet yardımcısı niteliğinde bulunduğunu, Fatma'nın Fevzi nin ölümüne kadar olan süreçte fındıkların bakımı ve toplanmasına katkıda bulunduğunu, bu eylemlerin tam anlamıyla zilyet olabilecek durumda bulunmadığını, hukuken geçerli zilyetliği olmayan davacıların davasının reddine karar verilmesi gerektiğini açıklayarak davayı reddetmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Taşınmazın önceki maliki Fevzi nin her iki tarafın müşterek murisi olduğu, ev ve bahçeden ibaret taşınmazın önceleri muris Fevzi' ye ait olduğu hususunda ihtilâf bulunmamaktadır.
Dosya arasında mevcut 06.04.1993 tarihli gayrimenkul satış senedine göre muris Fevzi tek katlı ev ve 4000 m2 yüzölçümündeki fındık bahçesini 1960 doğumlu torunu Abdullah' a satmıştır. Senede göre parasının tamamını nakten almış, satış tarihinden itibaren taşınmazda hiç bir hakkı kalmadığını beyan edip senedi imzalamıştır. Taraf şahitlerinin beyanlarına göre Fevzi ile Abdullah satış tarihinde ve satış tarihinden sonra aynı taşınmazda birlikte kalmışlardır. Muris Fevzi' nin Abdullah'la birlikte kaldığı taşınmazda hiç bir hakkının kalmadığını ifade etmesi zilyetliğini devrettiği anlamına gelir. Ayrıca Abdullah öldükten sonra da Fevzi, torununun eşi davacı Fatma ve çocukları ile birlikte kalmaya devam etmiştir. Muris Fevzi öldükten sonra davalıların müdahalesi söz konusudur. Bu açıklamalar ve murisin taşınmazı satarak zilyetliğini devretmesi karşısında, aynı binada oturduğu Abdullah'ın değil, muris Fevzi' nin zilyetliğinin hukuken geçerli olmadığının kabulü gerekir. Muris Fevzi, satış tarihinden itibaren taşınmazda zilyet sıfatı ile değil davacıların babası Abdullah'ın yanında ikamete devam eden bir aile büyüğü olarak bulunmaktadır.
Bu açıklamalar karşısında, satış ve devirle tapusuz taşınmazların mülkiyeti alıcı davacıya geçmiş olup, Fevzi' nin diğer mirasçısı davalı Elmas'ın geçerli ve hukukî bir zilyetliği olmayan babasının halefi olarak taşınmazda hak talep etmesi mümkün olmayıp müdahalesi hukuka aykırıdır. Davanın açıklanan nedenlerle kabulüne karar vermek gerekirken yanlış değerlendirme ile reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 3.850.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy