(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: İbrahim ile Hazine ve B Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair B Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 17.07.2003 gün ve 116/265 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın tespit dışı bırakılan yer olduğunu 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki koşulların araştırılması gerektiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı köy tüzel kişiliğine dava dilekçesinin tebliğine karşın davaya cevap vermediği gibi yargılama oturumlarına da katılmamıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1., 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı, dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın yerini belirlerken; doğuda: 1820 ve 1821 parseller, batıda; Akman, kuzeyde; Şevket, güneyinde ise; Ali taşınmazları ile çevrili olduğunu açıklamıştır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ise kuzeyde; Şevket , güneydoğuda; Ali, doğusunda; 1825 ve 1815 , kuzey ve kuzey batısının ise; ziraate gayri salih arazi olduğunu bildirmiştir. Öte yandan fen bilirkişi ve arkadaşı tarafından düzenlenen 10.06.2002 tarihli rapor ve krokide sınır açıklanmadan ve taşınmazın bulunduğu yerin koordinatları da belirlenmeden rapor ve kroki sundukları anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi davacının taşınmaz için gösterdiği sınırlar ile yerel bilirkişinin açıkladığı sınırlardan iki hudut dışında diğer hudutlar birbirleri ile çelişkilidir. Teknik bilirkişilerin sunduğu rapor ve krokide taşınmazın sınırları ve koordinatları belirlenmediğinden her yere oturtulabilecek bir kroki şeklinde görülmektedir. Bundan ayrı imar ve ihya koşulları da araştırılmamıştır. O halde uyuşmazlık konusu taşınmazın Ç Kadastro Müdürlüğü'nün 16.12.2002 tarih ve 260/986 sayılı yazılarına göre taşlık ve kayalık bir yer olarak tespit dışı bırakıldığı ve B Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 08.07.2002 tarih ve 692 sayılı yazılarına göre ise Beynam Köyünde tapulama çalışmalarının 16.10.1960 tarihinde yapıldığı bildirildiğine göre, uyuşmazlık konusu taşınmazın 06.10.1960 tarihinde tapulama dışı bırakıldığı görülmektedir.
Taşınmazın belirlenen bu nitelikleri itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi uyarınca imar ve ihyanın yapılmasına hangi tarihte başlandığı, ne şekilde emek ve para sarf olunarak imar ve ihyanın yapıldığı, hangi tarihte tamamlandığı hususları yeniden yapılacak keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanması, bu konuda delillerini bildirmeleri için taraflara süre ve imkan tanınması, bunun dışında davacı, taşınmazın bitişiğinde 1821 sayılı parselin bulunduğunu bildirdiğine göre, kadastro sırasında bu parsele uygulanan ve dosyaya sunulan 1937 tarih 9 tahrir nolu vergi kaydı ile teknik bilirkişilerin rapor ve krokilerine göre de, taşınmazın batısında bulunan 1836,1835,1830 ve 1831 sayılı parsellere ait tapulama tutanakları ve ekleri ile varsa kadastro ( tapulama ) sırasında bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları getirtilerek dosya arasına konulması, böylece komşu parsellere ait bu tapu ve vergi kayıtlarının keşifte teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla zemine uygulanmasına çalışılması, bunların taşınmaz yönünü ne olarak gösterdiklerinin belirlenmesi, sınır ( hudut ) çelişkileri üzerinde durularak taşınmazın yerinin kesin olarak açıklığa kavuşturulması, dava konusu yerin taşlık ve kayalık bir yerde ( boş alanda ) bulunması ve çevrede bulunan parsellerin krokiye göre uyuşmazlık konusu taşınmaza mesafeli bir yerde olduğu da düşünülerek teknik bilirkişiden dava konusu yerin sabit noktaları ile koordinatlarını gösteren ölçekli rapor ve krokinin alınması gerekmektedir.
Bundan başka çifte tapu oluşumunun önlenmesi açısından teknik bilirkişiden alınacak rapor ve kroki eklenmek suretiyle taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığının Tapu Sicil Müdürlüğü'nden sorulması ondan sonra toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 20.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy