(3402 S. K. m. 14, 17, 20)
Dava: Memet ile Hazine ve Y Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Y Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 19.09.2003 gün ve 175/140 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Memet, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, Belediye imar planı içerisinde taşlık niteliği ile tespit dışı bırakılan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro Müdürlüğü'nün 05.10.2002 günlü karşılık yazısında dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1956 ile 31.10.1958 tarihleri arasında kadastro çalışmalarının yapıldığı taşlık niteliği ile tespit dışı bırakıldığı bildirilmiştir. Davacı dilekçesinde kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle tescil isteğinde bulunmuştur. Taşlık niteliği ile tespit dışı bırakılan bir yer imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olup, ancak Kadastro Kanununun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında imar - ihya edilmiş olması ve bu olgunun tamamlanması tarihinden itibaren 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edilmiş olması halinde kazanılması mümkün olabilir.
Somut olayda; davacı imar - ihyaya dayanmamış ise de, Yargıtayın yerleşmiş uygulamalarına göre zilyetlik imar - ihya olgusunu da kapsar. Bu durumda Kadastro Kanununun 17. maddesindeki tüm olumlu ve olumsuz koşulların gözönünde tutulması gerekir. İmar - ihya olgusu zilyetlik olgusu gibi maddi olaylardan olup, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre belge , yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile kanıtlanabilir. Davacı tanık dinletmeyeceğini bildirmiş, dinlenen yerel bilirkişi, davacının dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile taşınmaz üzerine ev yapma, ağaç dikmek ve çevresini çevirmek suretiyle tasarrufta bulunduğunu bildirmiş, ziraatçı uzman bilirkişi uzun yıllar imar ve ihyası yapılmış, çeşitli cins ve yaşta ağaçların bulunduğu 40-50 yıldan beri tasarruf edilen bir yer olduğunu bildirmiştir.
Az öncede açıklandığı üzere, tanık dinlenilmemiş ise de, dinlenen yerel bilirkişi sözleri ve ziraatçı uzman bilirkişi raporundaki açıklamalar karşısında imar ve ihya olgusunun yapıldığı, davacının 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunduğu belirlenmiş bulunmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinin uygulanması bakımından bina yapmak ve ağaç dikmek ihya sayılmaz ise de, davacının bu işlemler yanında taşınmazı kültür arazisi olarak tasarruf ettiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, Kadastro Kanununun 17. maddesinin son fıkrası hükmü bakımından herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Anılan hükme göre İl, İlçe ve Kasabaların imar planlarının kapsadığı alanlardaki taşınmazların ihya yolu ile kazanılması mümkün değildir.
Taşınmazın bulunduğu yerde imar planının hangi tarihte yapıldığının davalı Belediye Başkanlığından sorulması, imar planının yapıldığı tarihe kadar kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece dosya içeriğine uygun düşmeyen yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 16.090.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy