(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 92, 95) (3402 S. K. m. 12)
Dava: Bekir Özen ve Ali Yılmaz ile Mehmet Dursun aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Orta-Çankırı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 15.04.2003 gün ve 166/60 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılardan Bekir Özen tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, satın ve devraldıkları taşınmaz bölümlerine ait 195 ada 77 parselin tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı yargılamanın ilk oturumunda davayı kabul ettiğini bildirmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz bölümlerini kapsayan 77 parsele ait kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı Bekir Özen tarafından temyiz edilmiştir.
195 ada 77 parsele ait kadastro tutanağında, senetsizden 27.08.1990 tarihinde Yakup oğlu Sefer Danacı adına tespit edilmiş ve tutanak 20.06.1991 tarihinde kesinleşmiş, daha sonra tapudaki satış ve devirle 77 parsel 26.10.1999 tarihinde davalı Mehmet Dursun adına tescil edilmiştir.
Davacılardan Bekir, dava konusu parselin 732,50 m2, diğer davacı Ali Yılmaz'da 366,25 m2 bölümlerini davalı Mehmet Dursun'dan satın ve devraldıklarını ileri sürerek bu yerlere ait tapu kayıtlarının iptal ve tescilini istemişlerdir. Dava dilekçesinde açıklanmamış olmakla birlikte harici satışın kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten sonraki bir döneme rastladığı anlaşılmaktadır. Davada, tespitten sonraki harici satın almaya dayanıldığına göre böyle bir isteğin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde belirtilen hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülmesi mümkündür. Başka bir anlatımla; kadastrodan önceki bir sebebe dayanılmadığı için burada hak düşürücü süre nazara alınmaz. Bu nedenle mahkemece benimsenen gerekçe yerinde bulunmamaktadır. Ancak, somut olayda durum değişiklik arz etmektedir. TMK. nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi hükümlerine göre; tapulu bir taşınmazın veya ayrılması mümkün bir bölümünün haricen satış ve devri geçersizdir. Böyle bir devre dayanılarak iptal ve tescil istenilemez. Ne var ki, incelenmekte olan olayda, davalı davayı kabul ettiğini bildirmiştir. HUMK. nun 92. maddesi hükmüne göre; kabul karşı tarafın netice-i talebini kabul etmesi olup, aynı kanunun 95. maddesi hükmüne göre de kabul kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Emredici hukuk kurallarına ve kamu düzenine aykırı düşmedikçe uyuşmazlığın davalının kabul beyanı karşısında çözüme kavuşturulması gerekir. Her ne kadar davalı daha sonra davanın reddini istemiş ise de, kabul beyanının hata, hile veya aldatma nedeniyle geçerli bulunmadığını ileri sürmemiştir. Kabul beyanı geçerli bulunduğuna göre İmar mevzuatı hükümleri gözönünde tutularak dava konusu taşınmaz bölümlerinin ayrılmasının mümkün olup olmadığının sorulması, ayrılması mümkün ise satış ve devredilen bölümlere ait tapu kayıtlarının iptal ve tescili, ayırma mümkün değilse o takdirde davacılara satılan bölümlerin miktarları ile taşınmazın tümünün yüzölçümü oranlanmak suretiyle paylı olarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu yönler gözönünde tutulmaksızın yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacı Bekir'in temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün Bekir'e ait bölümünün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 7.900.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 19.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy