(743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Yusuf Tek ve müşterekleri ile Nurhayat (Nurhan) Cantürk (Aslan), dahili davalılar Osmangazi Belediye Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Bursa 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 26.05.2002 gün ve 974/479 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, vekil edenlerinin 1709 ada 27 ve 28 parsellerin 2/5 payını Battal oğlu Mehti mirasçıları Zebur Aslan Doğmuş ve arkadaşlarından satın aldıklarını, 1/5'er pay maliki Mehmet oğlu Hasan ile Mehmet kızı Seher'in 1926 yılından önce öldüklerini, bu paylara ait tapu kaydının TMK.nun 639/2. maddesi uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek bu paylara ait tapu kayıtlarının iptali ile tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Nurhan Cantürk 06.12.1999 günlü dilekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davaya dahil edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü, Hazine ve Osmangazi Belediye Başkanlığı vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, kayıt maliklerinin ölüm tarihlerinin belirlenmediği, bu nedenle ölüm tarihinden dava tarihine kadar 20 yıllık sürenin geçip geçmediğinin bilinmediği, uyuşmazlık konusu payları kapsayan parsellerin Vakıf taşınmazları olduğu, bu tür taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu payları kapsayan 1709 ada 28 parselin kadastro tutanağı getirtilmemiştir. Aynı ada 27 parselin kadastro tutanağında Mart 1329 tarih 131 ve 132 nolu tapu kayıtlarına dayanılarak 2/5 payı Battal oğlu Mehti, 1/5 payı Mehmet oğlu Hasan, 1/5 payı Mehmet kızı Seher ve 1/5 payı da Mehmet oğlu İsmail adına 15.08.1962 tarihinde tespit edilmiştir.
Davacılar vekili ölüm sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Dosya arasındaki nüfus kayıtlarına göre iptal ve tescili istenilen 1/5 pay malikleri Mehmet oğlu Hasan ve Mehmet kızı Seher halen sağ gözükmektedir. Davacılar vekilinin, ölüm tarihlerinin tespiti için Bursa 2. Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu dava sonrasında 26.05.2000 gün 930/477 esas ve karar sayılı hükümle ölüm tarihleri açıklanmaksızın kayıt maliklerinin ölü olduklarının tespitine karar verilmiş, kesinleşen bu hükme dayanılarak, alınan 18.06.2001 gün 2001/824 esas, 2001/769 karar sayılı mirasçılık belgesi ile kayıt malikleri Muhammet Ağa (Mehmet) oğlu 1325 doğumlu Hasan ile Muhammet Ağa (Mehmet) kızı 1325 doğumlu Seher'in tek mirasçısının davalı Nurhayat Cantürk (Aslan) olduğuna hükmedilmiştir.
Davacılar vekili, kayıt maliklerinin mirasçısı Nurhayat'a karşı iptal ve tescil davası açmıştır. Dava ölüm sebebine dayanılarak iptal ve tescil isteğine ilişkin bulunduğuna, kayıt maliklerinin mirasçı bıraktığı belirlendiğine göre ayrıca davanın Hazine ve Belediyeye yöneltilmesine gerek bulunmamaktadır. Hazine ve Belediye hakkındaki davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekmekte olup, bu konuda herhangi bir karar verilmemiş ise de, dava redde ilişkin olup Hazine ve Osmangazi Belediye Başkanlığı yönünden sonucu itibariyle doğru olmaktadır.
1709 ada 27 parselin kadastro tutanağında tarla niteliğinde bulunan taşınmazın zemini Hüdavendigar Vakfından açıklaması verilmiştir. Dosyadaki belgelere göre tasfiyeye tabi tutulan her iki parsel yönünden taviz bedelinin ödendiği bildirilmiştir. Taşınmaz öncesi itibariyle Vakıf taşınmazlardan olması nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün değildir.
Az öncede açıklandığı üzere kayıt maliklerinin hangi tarihte öldükleri hükmen belirlenmemiştir. Bu nedenle dava tarihine kadar TMK.nun eski 639/2, yeni 713/2. maddesinde yazılı süre koşulunun geçip geçmediği anlaşılmamaktadır. Mahkemenin, süre koşulunun geçmediği ve taşınmazın vakıf taşınmazlardan bulunması nedeniyle kazanılamayacağı yönündeki gerekçesi yerinde ise de, kayıt maliklerinin tek mirasçısı olan davalı Nurhayat 06.12.1999 günlü layiha ile davayı kabul ettiğini bildirmiş olduğuna göre uyuşmazlığın kabul beyanı gözönünde tutularak çözüme kavuşturulması gerekir. Mahkemece, Nurhayat'ın kabul beyanının geçerli bulunup bulunmadığı tartışılıp değerlendirilmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Öncelikle ölüm olgusunun tespiti ve mirasçılık belgesindeki bilgiler gözönünde tutularak kayıt maliklerinin tapu kaydındaki baba isimlerinin düzeltilmesi için taraflara süre ve imkan tanınması, 28 parselin kadastro tutanağı ve dayanaklarının getirtilip dosya arasına konulması, düzeltme işlemi yapıldıktan sonra davalı Nurhayat'ın kabul beyanının geçerli olup olmadığı tartışılıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 7.900.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 26.04.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve TMK. nun 713/2. fıkrasında yazılı ... maliki 20 yıl önce ölmüş.... hukuksal sebeplerine dayanılarak TMK.nun 713/1-2 ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. Davacılar, tapuda paydaş görünen Mehmet ve Seher'in 1/5'er paylarının iptalini istemişlerdir.
Mahkemece; Kayıt malikinin ölüm tarihlerinin belirlenemediği, bu nedenle ölüm tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçip geçmediğinin saptanamadığı, uyuşmazlık konusu payları da kapsayan 1709 ada 27 ve 28 sayılı parsellerin Vakıf taşınmazlar olduğu, bu tür taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; davacılar vekili tarafından temyiz edilen hüküm, Daire çoğunluğunca, taşınmaz (1709/27 parsel) öncesi itibariyle Vakıf taşınmazlardan olması nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün değildir. Mahkemenin bu gerekçesi yerinde ise de, kayıt maliklerinin tek mirasçısı olan davalı Nurhayat davayı kabul ettiğini bildirmiş olduğuna göre, uyuşmazlığın kabul beyanı gözönünde tutularak çözümü kavuşturulması gerekir görüşüyle BOZULMASINA karar verilmiştir.
Davalı, davayı kabul ettiğine göre, bu yöndeki bozma gerekçesine katılıyorum. Ancak Vakıf taşınmazların, kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilip, edinilemeyeceği konusunda Türk pozitif hukukunda farklı düzenlemeler mevcuttur. 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 41/1. maddesinde Kanunu Medenideki müruru zaman hükümleri, Vakıf mallar hakkında da takbik olunur denildiğine göre, Vakıflar malları hakkında da kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin uygulanmasına olanak tanınmıştır. Aynı Kanunun 8. maddesi ise, Vakıfların doğrudan doğruya hayrattan olan taşınmazlarının zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. O halde hayrattan olmayan ancak akaratından yani gelirinden yararlanılan Vakıf taşınmazları ise TMK.nun 713/1 ve 2 maddelerinde açıklanan taşınmaza ve zilyetliğe ilişkin tüm olumlu ve olumsuz koşulların oluşması halinde zamanaşımı ile kazanılması mümkün bulunmaktadır. Bunun yanında ayrıca Vakfın tümünün de araştırılıp belirlenmesi zorunludur.
Öte yandan MK.nun 13.07.1967 tarih ve 903 sayılı Kanunla eklenen MK.nun 81/B (TMK.nun 117) maddesine göre Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yolu ile kazanma hükümleri tatbik olunmaz demek suretiyle Vakıf taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı hukuksal sebebine dayanılarak edinilmesini yasaklamıştır. Bunun dışında YİBBGK.nun, 04.03.1959 tarih ve 1959/2-19 sayılı kararı ile tapuda, mutasarrıfı adına kayıtlı ve belli bir Vakfın icareteynli (çift icarlı) malı olduğu tapu sicilinden anlaşılan taşınmazın mutasarrıfı yirmi yıl önce vefat etmiş olsa bile, o taşınmaz hakkında TMK.nun 713/2 (MK. 639/2.) maddesinin zilyedi yararına uygulanamayacağı" kabul etmiştir.
Akara tahsisli Vakıf taşınmazların zilyetlik yolu ile edinilemeyeceği görüşünü savunanlar, MK.nun 81/B maddesiyle Vakıflar Kanununun 41. maddesini zimnen ortadan kaldırdığı, anılan maddenin vakıf türü bakımından bir ayrım yapmadığı gerekçesine ve 04.03.1959 tarih 2/19 sayılı YİBBGK. kararına dayanmaktadırlar.
Buna karşılık; MK.nun 81/B (TMK.nun 117). maddesi geriye doğru yürüyemeyeceği için, bu değişikliğin yeni kanunun yürürlük gününe kadar oluşan kazanılmış hakları etkilemesi mümkün değildir. 04.03.1959 tarih 2/19 sayılı YİBBGK. ise, intikal sahibi bulunmadığından mahlulen vakfına dönen icareteynli taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağını öngörmüştür. Şu halde 903 sayılı Kanunun yürürlüğü girdiği 13.07.1967 tarihine kadar kazanma koşulları oluşmuş ise zilyedin kazandırıcı zamanaşımından yararlanabileceği düşüncesi ileri sürülmüştür. Bu konuda gerek uygulamada ve gerekse öğretide görüş birliği olduğu söylenebilir.
Tüm bunlardan ayrı, kimi görüş sebepleri ise; MK.nun 81/B (TMK.nun 117). maddesinde belirtilen kazanma yasağının TMK.nun hükümlerine tabi yanı Cumhuriyetten sonra kurulan Vakıflar hakkında uygulanabileceği, eski Vakıflar hakkında uygulanamayacağı bu maddenin dar yorumlanması gerektiği özel bir hüküm niteliğinde bulunan VK.nun 41. maddesinin genel bir kanun olan MK.nun 81/B (TMK.nun 117). maddesi ile yürürlükten kaldırılmasının mümkün olmadığı, 04.03.1959 tarih 2/19 sayılı YİBBGK.nun kararının mahlulen vakfına dönen taşınmazlarla ilgili olduğu, bu durumda dahi, tescil olmadan (tapuda intikal yapılmadan) zamanaşımının durmayacağı (TMK. maddesi 864-MK.nun, 779), Medeni Kanunun yürürlüğe girmesi ile kuru mülkiyet ve tasarruf hakkının birleştirildiği, tasarruf hakkının artık mülkiyet hakkına dönüştüğü ve mutasarrıfların tam mülkiyet hakkı sahibi oldukları, böylece VK.nun 27/29. maddesi hükümleri de gözetildiğinde icareteynli vakıf mutasarrıfı yeni MK.nun (hukuk) açısından malik sayılması nedeniyle kendisinin ölümünden sonra tapu kütüğünde adına yazılı duran vakıf taşınmazların da TMK.nun 713/2 (MK.nun 639/2) maddesi uyarınca zamanaşımıyla kazanılması mümkün olmaktadır. 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 29. maddesi ile taviz bedelinin ödenmesi için tanınan 10 yıllık süre 13.12.1945 yılında dolduğundan, 13.06.1945 tarih ve 4775 sayılı Kanunla uzatılan 10 yıllık süre 13.12.1955 tarihinde sona ermiş ve artık vakıf taşınmazın mülkiyeti mutasarrıfa geçmiştir. Vakfın hakkı da taviz bedeline (ıvaz alacağına) dönüşmüştür. En azından bu tarihten sonra koşulların varlığı halinde icareteynli vakıf taşınmazların TMK. nun 713/1 ve 2. fıkraları uyarınca kazanılması gerekmektedir. Daha isabetli gördüğüm bu son düşünceye aynen katıldığımı belirtmek isterim.
Kaldı ki; somut olayda taşınmazların taviz bedelleri 04.03.1970 tarihinde ödenmiş olup, tapudaki Hüdavendigar Gazi Vakfından şerhinin aynı tarihte terkin edildiği (silindiği) dosyaya sunulan belgelerle sabittir. Artık uyuşmazlık konusu taşınmazların Vakıfla her türlü bağının 04.03.1970 tarihinde kesildiği ve zilyetlikle kazanmayı önleyen hiçbir engeli kalmadığı gerçek bir olgudur. O halde şerhin terkin edildiği 04.03.1970 tarihinden davanın açıldığı 06.10.1998 tarihine kadar tapu intikal görmemiş ise taşınmazlar yine zilyetlikle kazanılabilecektir.
Bu bakımdan Sayın çoğunluğun, vakıf taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik yolu ile kazanılmasının mümkün olmadığı yönündeki bozma gerekçelerine açıklanan nedenlerle katılamıyorum. 26.04.2004 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy