(818 S. K. m .512) (4721 S. K. m. 532,545)
Dava: Lütfi Ergün ile Şerafettin Ergün aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Karadeniz Ereğli 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 12.06.2003 gün ve 552/347 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili taraflarınca süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, ortak miras bırakan Yaşar Ergün'den kalan dava konusu 3 kıt'a taşınmaza davalının vekil edeninin yararlanmasına karşı koyduğunu ileri sürerek elatmasının önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazların miras bırakan Yaşar tarafından vekil edenine 14.02.2000 günlü ölünceye dek bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca verildiğini, vekil edeninin görevlerini yerine getirdiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, okul yanı mevkiinde bulunan taşınmaz hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, evin yanı ve bostan mevkiinde bulunan iki kıt'a taşınmazdan davacının yararlanmasına karşı konulmasının önlenilmesine karar verilmesi üzerine; hükmün, feragata ilişkin bölümü avukatlık ücreti yönünden davacı vekili, kabule ilişkin bölümü hem esas, hem de avukatlık ücreti yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar tarafların ortak miras bırakanı babası Raşit'ten kalan yerler olup, davalı vekili bu yerlerin Raşit'in eşi Yaşar tarafından vekil edenine ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca verildiğini ileri sürmüştür. Mirasçılık belgesine göre bakım alacaklısı Yaşar 29.03.2000 tarihinde vefat etmiştir. Borçlar Kanununun 512. maddesi hükmüne göre, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin miras sözleşmesi, TMK.nun 545. maddesinde düzenlenen miras sözleşmesinin de aynı Kanunun 532. maddesinde yazılı resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Somut olayda sözleşme anılan hükümlere uygun olarak düzenlenmemiştir. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre kanunun öngördüğü şekilde düzenlenmeyen bir sözleşmeye dayanılarak tarafların borçlarını yerine getirmesi halinde şekil eksikliğinin ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasına yol açacağından böyle bir iddianın dinlenilmeyeceği kabul edilmekte ise de, sözleşmenin düzenlendiği tarihten kısa bir süre sonra bakım alacaklısı ölmüş olup, bakım borçlusunun borçlarını yerine getirdiği kabul edilemez.
Mahkemece, toplanan deliller ve dosya içeriği gözönünde tutularak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekilinin kabul edilen taşınmazların esasına karşı yöneltilmiş olduğu temyiz itirazlarının reddi ile hükmün esasının ONANMASINA, Davacı vekili ile davalı vekilinin avukatlık ücretine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili keşif yerinde okul yanı mevkiinde bulunan taşınmaz hakkındaki davadan vazgeçmiştir. Vazgeçme halinde avukatlık ücretinin nasıl takdir ve tayin edileceği Avukatlık Ücret Tarifesinin 7. maddesinde belirtilmiştir. Mahkemece, anılan hüküm gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde davalı yararına avukatlık ücreti takdir edilmiş olması doğru görülmemiştir. Davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde bulunmaktadır.
Kabulüne karar verilen taşınmazların keşifte beliren değeri üzerinden davacı payına isabet eden miktar gözönünde tutularak davacı yararına avukatlık ücreti takdir ve tayini gerekirken taşınmazların tümünün değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekili ile davalı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün avukatlık ücretine ilişkin bölümlerinin BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 33.400.000.-lira peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 70.887.500.-liranın temyiz edenlerden davalıdan alınmasına ve 33.500.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlerden davacıya iadesine 22.03.2004 tarihinde bozmada oybirliği, bozma nedeni ve gerekçelerinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Davacı vekili, 13.04.2000 havale tarihli dava dilekçesiyle; davacı ve davalının: 1979 yılında ölen ortak miras bırakan Raşit Ergün'ün çocukları olduğunu, murisin ölümünden sonra terekesinin taksim edildiğini, dava konusu bostan, evin yanındaki bahçe ve okul yanı mevkiindeki üç parça taşınmazın anneleri Yaşar Ergün'e özgülendiğini, annelerinin ölümünden sonra davalının tek başına bu yerleri elmenliği altında bulundurduğunu, vekil edeninin kullanımının engellendiğinden; payına vaki elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı yan, 01.05.2000 tarihli dilekçesiyle; davacının 20 yıl önce müşterek haneden ayrıldığını, kendisinin annesi Yaşar'la aynı çatı altında yaşamaya devam ettiğini, yirmi yıl süreyle annesine baktığını ve görüp gözettiğini, annesi Yaşar'ın da 14.02.2000 tarihli harici senetle elmenliğini kendisine terk ettiğini, davanın reddini savunmuştur.
Davacı vekili, 27.06.2002 günlü oturumda, dava tarihi itibariyle, davanın harca esas değerinin 500.000.000.-lira olduğunu ve keşiften önce görev hususunun değerlendirilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme, aynı oturumda görevsizlik kararı vermiştir. Davaya, Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmiştir. Davacı asil 03.06.2003 günü yapılan keşifte "okul mevkiindeki taşınmazla ilgili olarak davalı ile 24.08.2000 tarihli anlaşma senedi ile taşınmazın 1/3 payının tarafına verildiğini, bu parsel hakkındaki davasından feragat ettiğini bildirmiş ve beyanını imzasıyla onaylamıştır.
Mahkemece, okul yanı mevkiindeki taşınmazla ilgili davanın vaki feragat nedeniyle reddine, öteki iki taşınmazla ilgili davanın kabulüne, veraset belgesindeki pay oranında hissesine müdahalenin men'ine karar verilmiştir.
Hüküm, yasal süresi içerisinde davacı ve davalı vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden:
1- Çekişmeli tapusuz taşınmazların ortak miras bırakan Raşit'ten kaldığı, yapılan taksimde dul ve sağ eşi Yaşar'a isabet ettiği; Yaşar'ın ise bu yerlerini 14.02.2000 tarihli haricen düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle oğlu Şerafettin Ergün'e ( davalıya ) bakıp - görüp gözetmek ve beslemek koşuluyla temlik ettiği, anneleri Yaşar Ergün'ün 29.03.2000 tarihinde öldüğü yanların ve mahkemenin de kabulündedir. Eş anlatımla, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin düzenlenmesinden 45 gün sonra bakım alacaklısı ölmüştür.
Bilindiği üzere, tapusuz taşınmazlar menkul hükmündedir. Devir ve teslimle, mülkiyet karşı tarafa geçer.
2- Hemen belirtmek gerekir ki; tapuda kayıtlı taşınmazlarla ilgili olarak, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin resmi şekilde yapılması gerekir. Bu başka anlatımla, bu tür sözleşmelerin geçerli olması için, Sulh Hukuk Hakimince, Noter tarafından ya da tapu memurlarınca düzenlenmesi gerekir. Nitekim 10.12.1952 tarih ve 4/5 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı da bu yöndedir. Borçlar Yasasının 512. maddesi de aynı mealde hüküm getirmiştir. Buradan hareketle, tapusuz taşınmazlar için yukarıda değinildiği üzere resmi memur huzurunda ( Sulh Hukuk Hakimi, Noter, Tapu Memuru ) düzenlenmesine gerek yoktur. Haricen düzenlenen bakım sözleşmesi geçerli olduğu gibi, sözlü ölünceye kadar bakma sözleşmeleri de geçerlidir.
Ayrıca, bu tür sözleşmeler iki tarafa da borç ve yükümlülük yükler. Somut olayda, bakım alacaklısı taşınmazlarını vermiştir. Bakım borçlusu da bakma yükümlülüğü altına girmiştir. Bu nedenle sözleşmenin geçersizliğini ancak, tarafları ileri sürebilir. Mirasçıları, bakım borçlusuna bakılmadığını iddia ederek sözleşmenin iptalini isteyemezler. Bu tür bir iddia ile açılan dava redde mahkumdur. Yerleşmiş Yargıtay inançları da bu yöndedir.
Kaldı ki, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin düzenlenmesinden kısa bir süre sonra bakım alacaklısının ölmesi, sözleşmeyi geçerli kılmaz. Böyle bir gerekçenin hukukiliğinden söz edilemez.
3- Öte yandan, davacı, dava dilekçesinde, dava değerini 200.000.000.-lira olarak belirtmiştir. Bilahare, davacı vekili tek yanlı beyanıyla, dava konusu taşınmazların dava tarihi itibariyle değerini 500.000.000.-lira olarak açıklamıştır. Sulh Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı vermiştir. Dosya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Davalı yan, cevap dilekçesinde ve oturumlarda dava değerine itiraz etmemiştir. Keşifte davaya konu iki adet taşınmazın değeri belirlenmiştir ( feragat edilen hariç ). Ne var ki, karar tarihine kadar noksan harç ikmal ettirilmemiştir. Bu durumda, avukatlık parasının keşifte saptanan ve harcı ikmal ettirilmeyen değerden değil; davacı vekilinin açıkladığı ve itiraza uğramayan 500.000.000.-lira üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesi dikkate alınarak hesap edilip hüküm altına alınması gerekir.
Netice olarak; Davaya konu taşınmazlar tapusuzdur. 14.02.2000 tarihli, haricen düzenlenen ölünceye kadar bakım sözleşmesi geçerlidir. Davalı, bakım alacaklısına bakmıştır. Bakım alacaklısının ölmesi davalıdan kaynaklanmamıştır. Avukatlık parasının itiraza uğramayan ve davacı vekilince açıklanan 500.000.000.-lirası üzerinden hükmedilmelidir. Davalı vekili için de feragat nedeniyle ret edilen taşınmazla ilgili olarak, karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca vekalet ücreti takdir edilmelidir. Tüm bu nedenlerle sayın çoğunluğun bozma ve bozma gerekçelerine katılmam olanaklı değildir. Yerel mahkeme kararının sadece bu yöne hasren bozulmasına, öteki nedenlere yönelik temyiz itirazlarının reddedilerek açıklanan gerekçelerle onanması düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy