(2863 S. K. m. 3, 5, 6, 11)
Dava: Y. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Fethiye 1. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 21.01.2003 gün ve 608/29 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 111 ada 3, 112 ada 1 ve 107 ada 23 no'lu parselin Hazine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilamındaki payları nispetinde adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusu parsellere ait kadastro tutanaklarında; taşınmazların önceki sahipleri tarafından 1960 yılında (23 parsel yönünden 1952 yılında) E.Y.'ye haricen satılarak zilyetliğini devrettiklerinin, E.Y.'nin de 1988 yılında ölümü ile mirasçılarına kaldığının, vergi kaydı hudutlarının zeminde sabit olduğunun muhtar ve bilirkişi tarafından bildirilmesi üzerine mirasçılar adlarına 09.08.1990 tarihinde (23 parsel yönünden 24.07.1990 tarihinde) tespitinin yapıldığı, sonrasında Fethiye Müze Müdürlüğü'nün isteği üzerine tümüyle Sit alanı içinde kaldıklarından bahisle ilk tespitin iptali ile Maliye Hazinesi adına 25.06.1992 tarihinde tespitinin yapıldığı belirtilmiş, 08.06.1993 tarihinde Maliye Hazinesi adına tapu kaydı oluşturulmuştur.
Davacılar, taşınmazların ortak miras bırakan E.Y.'den intikalen kaldığını, ölümünden sonra da mirasçıları olan kendilerince zilyetliğin sürdürüldüğünü belirtmek suretiyle iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Gerek Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 13.11.1982 tarih ve A-4020 no'lu kararı, gerekse Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü'nün 05.06.2000 günlü ve 27 sayılı yazısı kapsamlarına göre Fethiye İlçesi, Ş. Köyü, S. mevkiindeki dava konusu taşınmazların 3. derece Arkeolojik Sit ve 3. derece Doğal Sit alanı sınırları içerisinde kaldığı tartışmasızdır. Temyiz incelemesine gelen aynı yöre ile ilgili emsal nitelikleri diğer dava dosyalarından da bilindiği üzere, Hisar mevkii adından da anlaşıldığı gibi aynı zamanda antik bir yerleşimi de barındırmakta, zaten 3. derece Arkeolojik Sit ve 3. derece Doğal Sit alanı olma nedeni de buna dayanmaktadır. Bölge bugün de aynı özelliğini korumakta olup, Kelebekler Vadisini de içine alan bu bölge Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'nce tanımlanan ve nesli tükenmekte olan bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı bir yer olarak belirlenmiştir.
2863 Sayılı Kanunun 3. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında; Kültür varlıkları ile tabiat varlıklarından ne anlaşılması gerektiğinin tanımı yapılmış, 3. fıkrasında; Sit alanı tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar olarak, 5. fıkrasında da; Korunma alanı taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının muhafazaları veya tarihi çevre içinde korunmalarında etkinlik taşıyan korunması zorunlu olan alan olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamalara göre; yeraltında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar Kültür varlıkları olarak kabul edilmiştir. Arkeolog bilirkişi A.D. imzalı tarihsiz raporda; dava konusu parsellerin 3. derece Arkeolojik sit ve 3. derece Doğal Sit özelliğini bugün de koruduğu, 23 no'lu parselin eğimli arazi üzerinde kuzey güney yönünde paralel teras duvarlar olduğu, yer yer kayalık yüzeyin çalılık ve makiyle kaplı olduğu, 1 nolu parselin de eğimli arazi üzerinde olduğu 1112 adet 100 yaşını geçmiş anıt ağaç özelliğinde zeytin ağacı ile harnup, karaselvi ve andız ağaçlarının bulunduğu, kaya kütleleri görüldüğü, kayaların yer yer düzeltilerek yüzeyinin tarım teraslarına dönüştürüldüğü, parsel üzerinde duvar uzantıları olduğu, üzerinde Roma çağından çanak çömlek parçaları görüldüğü, 3 no'lu parselin asma, zeytin ve menengiç ağaçları ve çalılıkla kaplı olduğu, yoğun bitki örtüsü görüldüğü, üst yamaçlarda Roma çağından çatı kiremiti parçaları görüldüğü açıklanmaktadır.
Raporda belirtilen bu maddi olgular karşısında ziraatçi uzman bilirkişi N.E. tarafından düzenlenen 28.11.2000 günlü ve dava konusu yerlerin özel mülkiyete konu olabilecek tarım arazileri olduğuna dair bilirkişi raporu içeriğine ve sübuta ilişkin yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına itibar edilemez. Aynı şekilde teknik ve ormancı bilirkişiler O.Y. ve A.K.A. imzalı, 06.06.2002 günlü, dava konusu parsellerin orman sınırları dışında ve orman sayılmayan alanda kaldığını belirtir bilirkişi raporu içeriği de sonuca etkili görülmemiştir. Zira, parseller üzerinde bulunan eski dönemlere ait çanak çömlek ve çatı kiremiti parçaları türü varlıkların kültür ve tabiat varlığı niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. 2863 Sayılı Kanun'un 6. maddesinde; korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının nelerden ibaret olduğu bendler halinde sayılıp gösterilmiştir. Dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunduğu belirtilen kültür ve tabiat varlıkları anılan maddede belirtilen tanıma da uygun düşmektedir. Aynı kanunun 5. maddesine göre; korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. Aynı kanunun 11. maddesi gereğince de; korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları zilyetlik yoluyla iktisap edilemez. Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazların niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Gerek az önce sözü edilen yasa hükümleri karşısında ve gerekse taşınmazların hakim vasfının taşlık, kayalık ve çalılık olması açısından da, diğer bir ifade ile bu nitelikleri yönünden de böyle bir yerin kazanılması mümkün olmaz.
Açıklanan nedenlerle dosya içeriği ve tüm deliller göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK'nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA 09.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy