(4721 S. K. m. 713, 747) (743 S. K. m. 671) (3402 S. K. m. 12, 13, 14) (4342 S. K. m. 5)
Dava: Ahmet Demiroğlu ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Silivri Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 01.07.2003 gün ve 37/467 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 87 nolu parselin mer'a sınırlandırmasının iptali ile vekil edeni adına tesciline, olmadığı takdirde 39 nolu parselin lehine, 87 nolu parsel aleyhine geçit hakkının tanınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davada kendilerinin hasım olamayacağını, mer'a tahsis kararının iptali davalarının lehine tahsis yapılan köy tüzel kişiliği veya Belediye aleyhine açılabileceğini, mer'aların zamanaşımı ile kazanılamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak TMK.nun 713/1., 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi gereğince açılan mer'a sınırlandırmasının iptali ile adına tesciline ilişkindir.
Uyuşmazlık konusu ve mer'a olarak sınırlandırılan 87 nolu parsel, dava dışı 39 nolu parsele uygulanan tapu kaydının miktar fazlası olarak 13.10.1981 tarihinde Küçüksinekli Köyü Tüzel Kişiliğine ait mer'a olarak sınırlandırılmıştır. Davacı Ahmet Demiroğlu ve Hazine temsilcisinin itirazı, Tapulama Komisyonunun 23.12.1982 tarih ve 651 nolu kararı ile reddedilmiş olup bu karara karşı süresi içinde dava açılmadığından komisyon kararı 15.03.1983 tarihinde kesinleşmiştir. Taşınmazın bulunduğu bölgede 4342 sayılı Mer'a Kanunu hükümleri uyarınca Mer'a Komisyonunca yapılan çalışmalar sonucu anılan komisyonun 26.02.2003 tarih ve 183 sayılı kararı ile 87 nolu parsel Küçüksinekli Köyü Tüzel Kişiliğine aynı Kanunun 5/4. maddesi gereğince mer'a olarak tahsis edilmiştir. Davalı Hazine vekili her ne kadar husumet itirazında bulunmuş ise de, mer'aların kuru mülkiyeti Hazineye ait olup, kullanma hakkı bulunduğu köy veya kasaba halkına aittir. Bu bakımdan husumetin Hazineye yöneltilmiş olması usul ve kanuna uygundur. Hazinenin bu yöndeki itirazı açıklanan nedenle yerinde bulunmamaktadır. Dava konusu 87 nolu parsel 13.10.1981 tarihinde sınırlandırılmış olup, tutanak 15.03.1983 tarihinde kesinleşmiştir. Bu dava ise, 16.01.2003 tarihinde açılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasında tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz hükmüne yer verilmiştir. O halde mer'a sınırlandırma tutanağının kesinleştiği 15.03.1983 tarihinden davanın açıldığı 16.01.2003 tarihine kadar anılan maddede sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş bulunmaktadır. Hak düşürücü süre olumsuz dava koşulu olup, her türlü itiraz ve def'ilerden önce kendiliğinden gözetilir. 4342 sayılı Mer'a Kanunu uyarınca kurulan mer'a komisyonlarının yaptığı işlemler sonucu ortaya çıkan yeni durum, Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasında açıklanan sürenin işlemesine ve kesilmesine engel olmaz. 4342 sayılı Mer'a Kanunu hükümleri uyarınca kurulan komisyon çalışmalarına ve aynı Kanunun 12. maddesine göre düzenlenen komisyon rapor ve kararlarına karşı davacının yaptığı itiraz Mer'a Komisyonunun 20.12.2002 tarihli kararıyla reddine karar verilmesi üzerine; bu dava sözü edilen Kanunun 13. maddesinde belirtilen süreler içerisinde açılmış ise de, esasen az önce açıklandığı üzere 3402 sayılı Kanunun 12/3. fıkrası uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin çoktan geçtiği, mer'a komisyonlarınca yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan yeni durumun bu süreyi durduramayacağı ve yeniden ihyası gibi bir durumun da söz konusu olamayacağı ve mer'a komisyonu kararının eski durumdan farlı maddi bir olgu ortaya koymadığı açıktır. Davanın başlangıçta, mer'anın ait bulunduğu köy veya kasabaya yöneltilmemiş olması taraf teşkili açısından bir eksiklik ise de, bu eksikliğin yargılama sırasında giderilmesi de her zaman mümkündür. Davacı dava dilekçesinde mer'a sınırlandırmasının iptali ve tescil, olmadığı takdirde geçit hakkı tesisine karar verilmesini de istemiştir. Her şeyden önce geçit hakkı; tapuda kayıtlı bulunan taşınmazların lehine ve aleyhine istenir. Çünkü kurulacak irtifak hakkı (geçit hakkının tanınması isteği) tapu sicilindeki kaydına işlenmesi zorunludur. Halbuki; mer'alar özel sicilinde yazılı ve bulundukları köy veya kasaba halkının yararlanmasına sunulan yerlerden olup tapu sicilinde kaydı bulunmayan mer'a gibi kamu emlakı aleyhine TMK. nun 747 (MK. nun 671). maddesi uyarınca zorunlu geçit hakkının tanınması (kurulması) kanunen mümkün bulunmamaktadır. Ancak, olayda hak düşürücü süre gerçekleşmiş bulunduğundan bu aşamada taraf teşkilinin sağlanması ve geçit hakkı davası yönünden araştırma yapılıp yeniden hüküm kurulması sonuca etkili görülmemektedir. O halde, 3402 sayılı Kanunun 12/3. fıkrasında öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre gerçekleşmiş bulunduğundan davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekirken husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de, dava retle sonuçlanmış bulunduğundan sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibarıyla doğru bulunan yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 7.900.000.-lira peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.200.000.-liranın temyiz edenden alınmasına 03.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy