(3402 S. K. m. 17, 18) (4721 S. K. m. 704, 713, 715, 718)
Dava: Davacı-karşı davalı Hüseyin Aktaş ile davalı-karşı davacı Hazine ve dahili davalı Güzelöz Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tapu iptali, tescil ve elatmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Yeşilhisar Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 17.02.2004 gün ve 14/24 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı Hazine vekili taraflarınca süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Hüseyin Aktaş vekili, imar - ihya ve 30-35 seneyi aşkın kazanmayı sağlayan zilyetlik süresince yöresel adet üzere ambar yeri olarak kullandığı 101 ada 178 parselin Hazine üzerindeki tapu kaydının kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı - karşı davacı Hazine temsilcisi, davalı Hüseyin Aktaş'ın iptal ve tescil davasının reddine, dava konusu taşınmaza elatmasının önlenilmesine ve eski hale getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil davası ile Hazinenin yıkım ve eski hale getirme isteklerinin reddine, Hazinenin elatmanın önlenilmesi davasının kabulüne karar verilmesi üzerine, tapu iptali ve tescil davasının reddine ilişkin hüküm bölümü davacı-davalı Hüseyin Aktaş vekili, yıkım ve eski hale getirme isteğinin reddine ilişkin hüküm bölümü de davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 101 ada 178 parsele ait kadastro tutanağında, zilyetlikle kazanılması mümkün olmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu muhtar ve bilirkişi beyanlarından anlaşılmakla, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18. maddesi hükmü uyarınca 24.08.1992 tarihinde mer'a niteliği ile tespit edildiği açıklanmıştır.
Davacı - karşı davalı Hüseyin Aktaş vekili, vekil edeninin kendi imkanları ile taştan oymak suretiyle iptal ve tescili istenilen yeri ambar haline getirdiğini, depolama amacıyla kullandığını açıklayarak istekte bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın mer'a olduğunu, dava konusu taşınmaz bölümünün öncesinin mağara iken davacı tarafından 18 yıl önce genişletildiğini, davacının makine ile kayalıktan oyarak ambar haline getirdiğini ve tasarrufta bulunduğunu bildirmişlerdir.
Bir yerin imar - ihya veya zilyetlik yolu ile kazanılabilmesi için yasada belirtilen diğer koşullar yanında taşınmazın niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir.
Somut olayda; oymak suretiyle elde edilen ambarı kapsayan taşınmaz, TMK. nun 715. maddesinde yazılı Devletin hüküm ve tasarrufu altında kayalık niteliğinde bulunan bir yerdir. Hemen belirtelim ki kayalık bir yerin ambar haline getirilmesi TMK. nun 713/1. maddesi karşısında kazanma sağlamayacağı gibi 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca imar - ihya da sayılmaz. İmar- ihyadan söz edilebilmesi için anılan maddede nitelikleri belirtilen bir yerin para ve emek sarf edilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmiş olması gerekir. Oyma ile ambar haline getirilme taşınmaza böyle bir nitelik kazandırmaz. Bu nedenle böyle bir yerin ihya yolu ile kazanılması da mümkün bulunmamaktadır.
Toprağın altında bulunan oyma taş ambarın tapuya tescili mümkün olabilir mi? Tapuya tescil edilecek taşınmaz mülkiyetinin konusu TMK. nun 704. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddeye göre; 1- Arazi, 2- Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile 3- Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler, taşınmaz mülkiyetinin konusunu oluşturur. Davacı toprağın altındaki ambarın tescilini istemiştir. Taştan elde edilen ambarı, tescil yönünden arazi olarak nitelendirmek mümkün değildir. TMK. nun da arazinin tanımı yapılmamış olmakla birlikte, Tapu Kanunu'na ilişkin tüzüğün 3. maddesinde yapılan tanımlamaya göre arazi hudutları tefrike kafi vasıtalarla tahdit ve tayin edilmiş bulunan bir umum sathi zemindir denilmiştir. Taşınmaz mülkiyetinin dikey olarak kapsamını belirleyen TMK. nun taşınmaz mülkiyetinin içeriği başlığını taşıyan 718. maddesinde Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Belirtildiği üzere taşınmaz mülkiyetinden söz edilebilmesi için taşınmazın belirli sınırlarla çevrili yüzeyinin edinilmiş olması gerekir. Az önce de temas edildiği üzere, TMK. nun 718. maddesinde kullanılmasında yarar olduğu ölçüde taşınmazın üstündeki ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Taşınmazın yüzeyi dışında derinliğinde bulunan oyma taş ambar üzerinde mülkiyet hakkının doğduğu kabul edilemez.
Tüm bunlardan ayrı yerel bilirkişi ve tanıklarca dava tarihinden 18 sene kadar önce davacının mevcut mağarayı taştan oyma suretiyle genişletip bu yeri elde ettiği bildirilmiştir. Bu açıklamalara göre de kazanmayı sağlayan süre ve koşullar geçmemiş bulunmaktadır. Yukarıdan beri yapılan tüm bu açıklamalar karşısında davacı Hüseyin Aktaş'ın tapu iptali ve tescil davasının reddine, davalı - karşı davacı Hazinenin elatmanın önlenilmesi davasının kabulüne karar verilmesinde kanuna aykırı bir yön görülmemiştir.
Davalı - karşı davacı Hazinenin yıkım ve eski hale getirme isteğine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine ve somut olayın özelliği gözönünde tutularak mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olması karşısında Hazine vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıdan beri izah edilen sebep ve gerekçelere göre davacı- karşı davalı Hüseyin Aktaş vekili ile davalı - karşı davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına ve aşağıda dökümü yazılı 10.100.000 lira peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3.400.000 liranın temyiz edenlerden Hüseyin Aktaş'tan alınmasına 28.06.2004 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı vekili, 28.11.2002 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Yeşilhisar İlçesi, Güzelöz Köyü, Döllük mevkii, 101 ada, 178 parseldeki insan eliyle emek ve para harcanarak meydana getirilen yer altı mağarasını 30-35 seneden beri vekil edeninin kullandığını ileri sürerek iptal ve tescil talep etmiştir.
Birleştirilen davada Hazine vekili, 17.01.2003 tarihli dilekçe ile davacının (davalının) dava konusu yaptığı yerin imar ihya ve zilyetlikle kazanılamayacak yerlerden olduğunu, davalının müdahalesinin önlenmesine tecavüzlü ambarın kal'ine, eski hale getirilmesine ve Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı Hüseyin Aktaş'ın açmış olduğu iptal ve tescil davasının reddine, karşı davacı Hazinenin açmış olduğu davanın kısmen kabulüne, davalının müdahalesinin men'ine, ancak, eski hale getirme, kal talebinin tescil isteğinin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davacı Hüseyin Aktaş ve Hazine vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya içeriğinden: Davacı Hüseyin Aktaş vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. REDDİNE,
Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince: Dava konusu 101 ada 178 parsel mer'a vasfıyla 24.08.1992 tarihinde orta malı olarak sınırlandırılmış ve 27.11.1992 tarihinde itirazsız olarak kesinleşmiştir. Görüldüğü üzere; dava konusu yer mer'a niteliğindedir. Mer'aların vasıfları değiştirilmedikçe özel mülkiyete konu olması olanaklı değildir.
Bu durumda, Hazinenin açmış olduğu tescil isteğinin dışındaki tüm taleplerinin (men, kal ve eski hale getirme) kabulüne karar verilmesi gerekir. Yerel mahkemenin gerekçesinde belirttiği üzere fiilen imkansızlık açıklamasını kabul etmek mümkün değildir. Esasen, kal ve eski hale getirmenin hangi şekilde yerine getirilebileceği hakkında inşaat bilirkişisinden rapor alınmamıştır. Kal isteği kabul edildikten sonra bunu yerine getirmek idari mercilerin (icra memurluğunun ve onun görevlendireceği yetkili kişi ya da kuruluşların) görevi içerisindedir.
Hal böyle olunca, Hazinenin kal ve eski hale getirme isteklerinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken hukuki olmayan ve yerel hakimin kişisel görüşünü taşıyan gerekçesine itibar edilerek ve yasal, doyurucu, inandırıcı hiçbir gerekçe getirmeyerek bu bölüme ilişkin ret kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmak olanaklı değildir. Bu nedenlerle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy