(3402 S. K. m. 12/3)
Dava: Asiye ve Gülşen, müdahil davacı Selime ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair K Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 26.09.2003 gün ve 19/412 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar ve müdahil davacı vekilleri tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 16.03.2004 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz edenler vekili ve karşı taraftan Hazine vekili geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, miras yolu ile intikal ve 50-55 seneyi aşkın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle dava konusu 1098 parselin tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline,
Davaya katılan Selime, dava konusu yerin davacılar ile ortak miras bırakanından kaldığını ileri sürerek payı oranında iptal ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, öncesi itibariyle dere yatağı olan dava konusu taşınmazın Hazinenin tapulu yeri olduğunu ve hak düşürücü sürenin geçtiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, dere yatağı olan dava konusu yerde ıslah çalışmalarının 1989 tarihinde bitirildiğini, hükmen Hazine adına tapuya tescil edilen bir yer olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili ile davaya katılan Selime vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılmış, 21.11.1979 tarihinde idari yoldan 842 parsel numarası ile Hazine adına tapuya tescil edildikten sonra, üçüncü kişilerin açmış oldukları tapu iptali ve tescil davası sonunda davanın kısmen kabulü ile tapu kaydının iptaline karar verilmiş, geriye kalan taşınmaz bölümü 1098 parsel numarası ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Davacılar vekili, kazanmayı sağlayan zilyetlik sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Dava konusu parsel idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edilen bir yer olduğu için bu tür uyuşmazlıklarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre gözönünde tutulmaksızın her zaman davanın açılması mümkün bulunmaktadır.
Hazine vekilinin bu yöne ilişen savunması yerinde değildir. Diğer yönden bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin dava konusu yerin Hazine adına idari yoldan tapuya tescil edildiği tarihe kadar 20 yıldan fazla süreye ulaşmış olması gerekir. Somut olayda; dava konusu taşınmazın hangi tarihte tespit dışı bırakıldığı araştırılmamıştır. Aynı paftada yer alan 775 parsele ait kadastro tutanağında tespitin 1977 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu yer 1977 yılında tespit dışı bırakılmış ise, Hazine adına tapuya tescil edildiği tarihe kadar kazanma süresi ve koşulları geçmemiş bulunduğundan davanın reddi doğru olur. Ne var ki bu sonuca ulaşmak için taşınmazın tespit dışı bırakıldığı tarihin kesin olarak belirlenmesi gerekir. Bundan ayrı, dava konusu yerin Ağva çayının yatağında kalan bir yer olup olmadığı yönünden jeolog uzman bilirkişi raporları arasında açık bir farklılık vardır. 1.5.2001 tarihinde yapılan keşifte dinlenen jeolog uzman bilirkişi taşınmazın Ağva çayının yatağı içinde kalan bir yer olduğunu açıklamasına karşın 07.11.2002 tarihinde yapılan ikinci keşifte dinlenen jeolog bilirkişi kurulu taşınmazın çay yatağı dışında kalan bir yer olduğunu açıklamıştır. Mahkemece, bu çelişki giderilmeden hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Bu açıklamalar gözönünde tutularak taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihinin kesin olarak belirlenmesi, DSİ tarafından Ağva çayı yatağında yapılan ıslah çalışmalarının hangi tarihte yapıldığı ve bitirildiğinin sorulması, ondan sonra uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Tüm bu yönler gözönünde tutularak komşu parsellere ait kadastro tutanakları, dayanak belgeleri ve ıslah çalışmalarına ait belgelerin getirtilmesi, ondan sonra yerel, teknik ve jeolog bilirkişiler aracılığıyla taşınmaz başında keşif yapılmak suretiyle yukarıda belirtilen açıklamalar karşısında araştırma ve inceleme yapılması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacılar vekili ile katılan Selime vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 7.900.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.07.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy