(2981 S. K. m. 10) (4721 S. K. m. 713, 724) (743 S. K. m. 639, 641, 650) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Kazime Elhan ile Hazine ve dava ihbar edilen Meram Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Konya 4. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 06.05.2004 gün ve 927/187 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, satın alma ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 4331 ada 4 parselin Hazine üzerindeki tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parsele ait kadastro tutanağında 3290 sayılı Kanunla değişik 2981 sayılı Kanunun 10/B maddesi hükmü uyarınca yapılan imar uygulaması sonucu 26.02.1997 tarihinde arsa niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, beyanlar hanesinde bahçe üzerindeki bahçeli kargir iki katlı evin ve müştemilatının Ahmet kızı Kazime Elhan'a ait olduğu açıklanmıştır.
Davacı vekili, bu yerin 1973 yılında vekil edeni tarafından Dere Belediye Başkanlığı'ndan satın ve devralındığını, üzerine ev yapmak suretiyle tasarrufta bulunduğunu açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davacının bu yeri o tarihte mevcut olan Dere Belediye Başkanlığından satın ve devraldığına ilişkin herhangi bir belge bulunmamaktadır. Kural olarak Belediyenin satışının belge ile kanıtlanması gerekir. Bu yön kanıtlanmamış ise de, davacının satın aldığı ve zilyetliğinin başladığı 1973 yılından dava konusu parselin Hazine adına tespit edildiği 26.02.1997 tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği kanıtlandığına göre bu yerin davacı tarafından kazanıldığının kabulü gerekir. Başka bir anlatımla Belediyeye ait satış hiç olmasa bile kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle bu yerin edinilmesi mümkündür. Mahkemece bu gerekçe ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmaktadır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/i maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına 20.09.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili, 20.09.2002 havale tarihli dilekçe ile Meram ilçesi (Dere Mahallesi) sınırları içersindeki 4331 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 1973 yılında vekil edenine belediye tarafından satıldığını, zilyetliğin 1973 yılından beri aralıksız ve nizasız olarak vekil edeninde bulunduğunu, müvekkilinin bu yere 1981 yılında ev inşa ettiğini açıklayarak öncelikle MK.nun 639/1 (TMK.nun 713/1) maddesine göre iptal ve tescil; bu mümkün olmadığı takdirde MK.nun 650 (TMK.nun 724.) maddesi uyarınca iptal ve tescil talep etmiştir.
Davalı Hazine, çekişmeli yerin 2981/3290 sayılı yasa 10/B maddesi uygulaması ile 1997 yılında Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, esasen bu yerin 1952 yılında yapılan tapulamada tespit harici bırakıldığını ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya içeriğinden: Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde ilk arazi kadastrosu 1954 yılında yapılmıştır. Çekişmeli yer kadastroda dağlık ve taşlık olarak tespit dışı bırakılmıştır. Dere Belediyesi 1955 yılında kurulmuştur. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde onaylı imar planı 05.02.1970 yılında gerçekleştirilmiştir. Dava konusu taşınmaz onaylı imar planı içersinde kalmıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde ve aşamalarda bu yeri vekil edenin Dere Belediyesinden 1973 yılında satın aldığını o tarihten itibaren zilyetliğin vekil edeninde bulunduğunu ve imar-ihya koşullarının gerçekleştiğini iddia etmektedir. Ne var ki yapılan tüm araştırmalara rağmen Dere Belediyesinin (Meram Belediyesinin) ve Büyükşehir Belediye Başkanlığının bu yeri davacıya satışına ilişkin herhangi bir encümen ya da meclis kararının bulunmadığı belirtilmiştir. Dinlenen davacı tanıkları bu yerin 1970 yılından beri davacının zilyetliği altında bulunduğunu buraya ev-ahır ve bahçe yaparak zilyetliğini sürdürdüğünü söylemişlerdir.
Bilindiği üzere belediye taşınmazlarının mutlak suretle belediye meclis kararı ile satılması zorunludur. Meclis kararına dayanmayan encümen kararı ile yapılan satışların hukuken geçerliliği yoktur. Bu durumda, davacı, Belediyeden satın alma iddiasını meclis kararı ve ona bağlı olan encümen kararı ile ispat edememiştir. Öyle ise MK.nun 639/1, TMK.nun 713/1. maddesi ve 3402 sayılı Yasanın 14. ve 17. maddesinin koşullarının davacı yararına gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması gerekir. Somut olayda, davacı vekili ve keşifte dinlenen tanıkları zilyetliğin 1973 yılında başlandığını söylemişlerdir. Ancak, bu yere ait onaylı imar planı 05.02.1970 tarihlidir. Bu durumda 3402 sayılı Yasanın 17. maddesi kapsamına göre davacı yararına zilyetlikle ve imar-ihya ile mülk edinme koşulları gerçekleşmemiştir.
Davacı taraf davasını terditli olarak açmıştır. Eş anlatımla iddialarından biri de MK.nun 650, TMK.nun 724. maddesidir. Yasanın bu maddesindeki koşullar davacı lehine oluşmamıştır. Şöyle ki, ilk kadastronun yapıldığı 1954 tarihinde bu yer dağlık ve taşlık olarak tespit harici bırakılmıştır. MK.nun 641. maddesi kapsamındaki bu yer için MK.nun 650. maddesindeki koşullar ileri sürülemez. Ayrıca 2981/3290 sayılı yasanın 10/B maddesi uyarınca bu yer Hazine adına tescil edildiğine göre yine MK.nun 650. ve TMK.nun 724. maddesini davacı lehine uygulamak olanaklı değildir.
Sonuç olarak; gerek kazandırıcı zamanaşımı yoluyla, gerekse imar ve ihya nedeni ile bu yerin davacı adına tescili mümkün değildir. Aynı şekilde, MK.nun 650 ve TMK.nun 724. maddesinin koşulları da davacı lehine gerçekleşmemiştir. Tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken; maddi olay, dosyadaki deliller, ilgili yasa maddeleri yanlış değerlendirilerek yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır. Açıklandığı üzere yanlış olan kararın onanması şeklinde tecelli eden sayın çoğunluğun görüşüne de katılmak mümkün değildir. Tüm bu nedenlerle kararın bozulması gerektiği kanaatindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy