(1062 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 713) (1086 S. K. m. 428)
Dava: Vesile Okuyan ile Hazine (Suriye uyruklu Süleyman oğlu Yusuf ve Kasım oğlu Yunus adına) aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Altınözü Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 18.07.2003 gün ve 94/162 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle Suriye uyruklu Süleyman oğlu Yusuf ve Kasım oğlu Yunus üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 890 parsel hakkındaki davanın reddine, 891 parsel hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümü davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
891 parsele ait kadastro tutanağında; 1940 tarih ve 4 nolu vergi kaydı ile Suriye uyruklu Süleyman oğlu Yusuf adına kayıtlı dava konusu yere 20 yılı aşkın bir zamandan beri davasız, aralıksız malik sıfatıyla zilyetliğinde iken, 1945 yılında bu yeri Abdurrahman oğlu Recep Okuyan'a satıp devrettiği, birbirini izleyen satış ve devirlerle 1972 yılında davacıya geçtiği belirtilerek Suriye uyruklu kişilere ait taşınmazların gayri resmi şekilde satışlarının geçersiz bulunduğu gerekçesiyle 13.09.1981 tarihinde kargir ev ve arsa niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiş, tapu kaydının beyanlar hanesinde 1062 sayılı Kanun uyarınca Hazinece el konulmuştur. Bu yer üzerindeki kargir ev Recep kızı Vesile Okuyan tarafından inşa edilmiştir denilmiştir.
Davacı vekili, vekil edeninin dava konusu taşınmazı başka kimseden satın ve devraldığını, 30 seneyi aşkın bir zamandan bu yana zilyet olduğunu açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar, 891 parselin tespit tarihinden geriye doğru davacı tarafından eklemeli 20 yıldan fazla süre ile mesken ve bahçe olarak kullanıldığını bildirmişler, mahkemece kadastro tutanağında dayanılan vergi kaydının bulunmadığı, Suriye uyruklu kayıt maliki ile bağlantısının kurulmadığı, davacı lehine kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere; dava konusu parsel Suriye uyruklu Süleyman oğlu Yusuf adına yazılı 1940 tarih 4 nolu vergi kaydının kapsamında kaldığının belirlenmesi üzerine adı geçen kişi adına tespit edilmiştir. Kayıt malikinin Suriye uyruklu olduğu tapu kaydında yazılı bulunduğuna göre, bu kişilerin mallarına/taşınmazlarına ilişkin yasal düzenlemelerin hatırlanmasında yarar görülmüştür. Hatay'ın 1939 yılında Anavatan'a katılmasından sonra
Türklerin ve Suriyelilerin taşınmazlarının tasfiyesi yönünden hükümetimizle Fransa hükümeti arasında akdolunan itilafnamenin uygulamasından doğan uyuşmazlığı çözecek komisyonun çalışmalarından sonuç elde edilmemesi üzerine, 1062 sayılı mukabele-i Bil'misil Kanununa dayanılarak bu kişilerin malları hakkında çeşitli tarihlerde kararnameler çıkarılmıştır. 1062 sayılı Kanuna dayanılarak 13.01.1939 tarih, 2/10250 sayılı, 14.02.1942 tarih, 2/17317 sayılı ve 18.11.1957 tarih 9667 sayılı kararnamelerle Suriye uyrukluların Türkiye'de taşınmaz mallarına sınırlamalar konmuş, her türlü satış devir ve üzerinde ayni hak kurulması yasaklanmıştır. 01.10.1966 gün ve 6/7104 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmeliğin hükümleri uyarınca da 1062 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak bu mallara el konulmuştur. Açıklandığı üzere; 1939 yılından itibaren Suriye uyrukluların Türkiye'de bulunan taşınmazları yönünden çeşitli sınırlamalar getirilmiş, bu malların el değiştirilmesi ve zilyetlik yoluyla kazanılması yasaklanmıştır. 1062 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan kanun hükmündeki kararname ve yönetmelikle getirilen yasaklar karşısında bu tür mallar üzerindeki zilyetlik TMK.nun 713/1.maddesi uyarınca kazanma sağlamaz. Ne var ki; somut olayda kayıt malikinin Suriye uyruklu olduğu gereği gibi araştırılıp belirlenmemiştir. Gerçekten de kayıt maliki Suriye uyruklu bir kişi ise o takdirde ona ait taşınmazlara Hazinece el konulmuş olduğundan böyle bir yer üzerindeki zilyetlik hukuken herhangi bir değer taşımaz.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Getirtilen 1940 tarih 4 numaralı vergi kaydının kayıt maliki Süleyman oğlu Yusuf ile tespit ve kayıt maliki arasındaki bağlantı kurulamamıştır. Kadastro tutanağındaki açıklamalar göz önünde tutularak dava konusu taşınmazın vergide kayıtlı olmasa bile Suriye Uyruklu kişiye ait olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu tür uyuşmazlıklarda, dava konusu taşınmazın Suriye Uyruklu kişi veya kişilere ait olmadığının ve kazanılmaya elverişli yerlerden olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Bu hususun Hazine tarafından kanıtlanması beklenemez. Bu yönden yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Mahkemece sadece yerel bilirkişi ve tanık sözlerine dayanılarak taşınmazın Suriye uyruklu kişiye ait olmadığı görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiştir. Öncelikle kayıt malikinin bağlı bulunduğu devletle olan ilişkisinin yetkili merciilerden sorulması buna ait belgelerin getirtilip dosya arasına konulması, bu açıklamalar doğrultusunda, vergi kaydının yeniden araştırılması, ayrıca vergi kayıt maliki Süleyman oğlu Yusuf'un nüfus kaydına ait bilgilerin yerel Nüfus İdaresinden, Türk uyruklu olup olmadığının ilgili mercilerden sorulup belirlenmesi, taşınmaz maliki Suriye uyruklu bir kişi ise buna ait taşınmaz üzerindeki zilyetlik ve tasarruf durumu yasaklanmış olması nedeniyle kazanılmayacağının düşünülmesi gerekir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy