(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Emine Kara ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Selçuk Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 21.05.2003 gün ve 188/163 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, miras bırakanı Bayram Ali Kara'nın 1972 yılında Mehmet Ali Ege'den satın ve devir aldığı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında 483 parsel numarasıyla Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, 40 seneyi aşkın zilyetlik nedeniyle tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin 1957 yılında yapılan kadastro çalışmalarında delicelik sıfatı ile tespit dışı bırakılan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, Kadastro Kanunu'nun 17. maddesine göre kazanılacak yerlerden bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, davacıların miras bırakanının 193 parseli satın ve devir aldığı, satışın yapıldığı 1973 tarihinden kadastro tespit tarihine kadar kazanma süresi ve koşullarının geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 483 parsele ait kadastro tutanağında, 1957 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakıldığı ve 95 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 6831 sayılı Kanun gereğince orman sayılmayan saha olarak belirlendiği, 1965 yılında Dursun oğlu Bayram Ali Kara'nın para ve emek sarfı ile imar - ihya ederek tarla haline getirdiği, üzerine zeytin ağaçları diktiği ve o günden beri çekişmesiz, aralıksız, malik sıfatı ile zilyet olduğu, Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki koşulların oluşmadığı açıklanarak 17.9.1991 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir.
Az öncede açıklandığı üzere davacılar satıcı Mehmet Ali Ege'nin satışı ve eklemeli zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Davacıların dava dilekçesinde sözünü ettiği 193 parsel, 09.03.1966 tarihinde tahsis yoluyla Mehmet Ali Ege adına tapuya tescil edilmiş, 17.07.1973 tarihindeki satış ve devirle davacıların miras bırakanı Bayram Ali Kara adına yazılmış ve kadastroda revizyon görmemiştir. Yerel bilirkişi ve tanıklar tarih açıklamaksızın bu yerin satıcı Mehmet Ali tarafından imar ve ihya edilerek kültür arazisi haline getirildiğini ve daha sonra davacıların miras bırakanına sattığını, dava tarihine kadar davacıların zilyet bulunduklarını bildirmiş, ziraatçi uzman bilirkişi dava konusu 483 parselin mahsuldar zeytinlik olduğunu, davacıların miras bırakanı adına kayıtlı 193 parselin de kayalık, taşlık, çalılık ve delicelik bir yer olduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece, tespit tarihine kadar davacıların dava konusu parsel üzerinde kazanma koşullarına uygun olarak tasarrufta bulunmadıkları ve Seferihisar Dilek yarımadası, kıyı kısmı nazım imar planı kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde davacılar dava konusu yeri tapuda satın aldıklarını sanarak eklemeli 40 seneyi aşkın bir zamandan beri zilyet olduklarını bildirmişler, iddia yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları ile doğrulanmıştır. Yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre davacıların satıcı Mehmet Ali'nin imar -ihyası ve zilyetliğine dayandıkları belirlenmiştir. Mahkemece, eklemeli zilyetlik gözönünde tutulmaksızın tapudaki satışın yapıldığı 1973 tarihinden, kadastro tespitinin yapıldığı 1991 tarihine kadar kazanma koşullarının geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca yapılan incelemede yetersizdir. Bu nedenle mahkemenin red gerekçesine katılmak mümkün olmamıştır. Az öncede açıklandığı üzere yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli değildir. Bir yerin ihya yolu ile kazanılması için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre orman sayılmayan ve kazanma koşullarının oluştuğu tarihe kadar imar planı içerisine alınmayan bir yer olması gerekir. Tutanakta 95 nolu Orman Kadastro Komisyonunca orman sayılmayan alanda kaldığı açıklanmış ise de, mahkemece bu husus araştırılmamış, ormancı bilirkişi raporunda, orman sınırlama hattının dışında kaldığı bildirilmiştir. Ormancı bilirkişi raporuna göre taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu belirlenmiş ise de, 17. maddenin son fıkrası hükmüne göre imar planı içine alındığı tarihe kadar kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılıp belirlenmesi gerekir. Bu nedenle dava konusu taşınmazın imar planı içinde kalıp kalmadığının ilgili Belediye Başkanlığından sorulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek yukarıdaki açıklamalar ışığı altında sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 7.880.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 23.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy