(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Abdullah Agah Çilingir ile Hazine ve Anıtlı Köyü Tüzel Kişiliği, dahili davalı DSİ Genel Müdürlüğü, müdahiller Ayşe Kaplan ve Ayşe Naz Kaplan aralarındaki tescil davasının reddine dair Anamur Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 21.01.2004 gün ve 167/5 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve müdahiller vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve hudutlarını yazdığı 800 m2 yüzölçümündeki bir parça taşınmazın adına tapuya tescilini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlikle kazanılamayacağını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davaya dahil edilen DSİ vekili, dava konusu yerde kamulaştırılıp irtifak hakkı tesis edilen yerler mahfuz tutularak karar verilmesinde bir sakınca olmadığını, aksi takdirde davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davaya müdahale eden 525 parselin maliklerinden Türkay Kaplan mirasçılarından Ayşe Kaplan kendine asaleten küçük çocuğu Ayşe Naz Kaplan'a velayeten ve yine Türkay Kaplan mirasçılarından Oğuz Mehmet Kaplan, davacının açtığı davanın reddine, 525 parselin sınırında bulunan dava konusu yerin kendilerine ait olduğunu açıklayarak adlarına tescilini istemişlerdir.
Mahkemece, fen memuru bilirkişinin raporuna atıf yapılarak taşınmazın dere niteliğinde bulunması sebebiyle davanın reddine karar verilmiş, müdahil davalı tanıklarının dinlenmesinin davayı uzatacağı, usul ekonomisi açısından ayrıca araştırma yapılmasına gerek bulunmadığı kararda açıklanmıştır.
Hüküm, davacı Abdullah ve müdahil davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, 525 parselin batısında kadastro paftasına göre Kaladıran çayı olarak tarif edilen yer üzerinde kalmaktadır. Davacı ve müdahil davalılar taşınmaz üzerinde zilyetlikleri bulunduğunu açıklamışlar, bu yerin aktif çay olmadığını belirtmişlerdir. Zirai bilirkişide taşınmazın %2 eğimde bulunduğunu, üzerinde 15 yaşlarında 3 adet kavak, 20 yaşlarında 5 adet kavak, 4 adet okaliptus ağacı, 20 yaşlarında bir adet kızılağacı, söğüt ve incir ağaçlarının bulunduğunu, ayrıca 100 m2 yüzölçümündeki yerde mısır ekili bulunduğunu, bundan başka muz sarartma tesisinin, temizleme ünitesinin bulunduğunu bildirmiştir. Zirai bilirkişinin bu açıklamalarından, dava konusu yerin aktif çay yatağı olduğu hususunda tereddüt doğmaktadır.
Dava konusu taşınmazın ve niteliğinin zilyetlik yoluyla kazanılacak yerlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Dava konusu taşınmaz Kaladıran çayının aktif yatağında bulunuyorsa zilyetlikle kazanılması mümkün değildir. Şayet Kaladıran çayının aktif yatağında olmayıp imar - ihyası tamamlanan bir yer halinde ise imar - ihya işleminin tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar zilyetlikle iktisap için aranan süre dolmuşsa 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. ve 17. madde hükümleri dikkate alınarak davacı veya müdahiller bakımından şartlar hangisinin lehinde oluşuyorsa davanın o taraf yönünden kabulü cihetine gidilmesi gerekir.
Taşınmazın niteliğinin belirlenmesi bakımından öncelikle her iki tarafın temyiz dilekçelerinde de açıkladıkları gibi jeolog bilirkişiden yapılacak keşif sonunda rapor alınması gerekir. Yine dava konusu taşınmazın bulunduğu yeri gösterir topoğrafik haritanın ve kadastro tespitinden sonraki iki ayrı zamana ait hava fotoğraflarının getirtilmesi, jeolog ve ziraat mühendisi marifetiyle uygulanarak tarımsal faaliyetin yapıldığı tarihin tespitine çalışılması, ayrıca, HUMK. nun 366. maddesi de gözetilip dava konusu taşınmazın fotoğrafının bilirkişi raporuna eklenmesi gerekir.
Komşu 525 parselin 1973 yılında tespitinin yapılıp 1975 yılında kesinleştiği anlaşıldığına göre dava konusu taşınmazın da bu tarihlerde Kaladıran çayı olarak tespit görmesi gerekir. Bu nedenle net bir biçimde kadastro tespitinin yapılıp kesinleştiği tarihin Kadastro Müdürlüğünden sorulup araştırılması, bu tarih esas alınarak imar - ihya faaliyetlerinin başlayıp ve ne şekilde yapılıp sürdürüldüğünün ve zilyetlik sürelerinin taraf delilleri toplandıktan sonra belirlenmesine çalışılmalıdır.
Komşu 525 parsele ait tutanaktan anlaşılacağı gibi, taşınmaz önce Hazine adına tespit görmüş daha sonra Mustafa Kaplan ve hissedarlarının itirazı üzerine tutanak kesinleştirilmemiştir. Celb edilen tapu kaydına göre itirazın dikkate alındığı ve Ayşe Oğuz Zenci Onurdağ, Türkay Kaplan, Lütfi Gündüz, Kutlay Kaplan ve Naime Sultan Çilingir adlarına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle tescile esas olan kadastro komisyonunun vermiş olduğu karara da ihtiyaç bulunmaktadır. Kadastro Müdürlüğüne yazılacak müzekkere ile tutanağın eki olan kadastro komisyonu kararının varsa diğer belgelerin celb edilip dosyaya konulması gerekir.
Müdahil davalılar taşınmazın adlarına tescilini istemiş ve delil olarak 02.12.2003 tarihli dilekçe ile şahit isimleri bildirmişlerdir. TC. Anayasasının 36. maddesine göre herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Müdahil davalıların savunma hakkı kısıtlanamaz.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve müdahil davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile eksik incelemeye dayalı, usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 10.100.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlerden davacı ve müdahillere ayrı ayrı iadesine 30.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy