(3116 S. K. m. 13) (6831 S. K. m. 2) (3402 S. K. m. 17)
Dava: Hüseyin Çakmak ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Ümraniye 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 11.11.2003 gün ve 314/830 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava konusu Reşadiye Köyü 250 parselin tapu kaydının kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin zilyetlikle kazanılamayacak yerlerden olduğunu belirtmek suretiyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, zilyetlik nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parsel başka parselden ayırma sonucu oluşmuştur. Dosyaya sunulan belgelere ve tapu kayıtlarına göre, davalı taşınmaza ilişkin tapu kaydının kronolojik açıdan hukuki oluşumu (geldisi) ve el değiştirmesi aynen şöyledir; 1942 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan orman sınırlama çalışmaları sırasında dava konusu ve çevresindeki tüm alanlar orman olarak sınırlanmış ve buna dayanılarak 07.12.1942 gün 7, 13, 14, 15 ve 16 sıra numaralarında Devlet Ormanı niteliği ile Hazine adına tapuya tescil edilmiş, kütüğün özel sütununda Ziraat Vekaletine tahsisli olduğu açıklanmıştır. Taşınmazın bulunduğu çalışma alanında 1972 yılında yapılan genel kadastro çalışmaları esnasında yukarıda tarih ve sayısı yazılı tapu kayıtları 211, 212, 213, 214 ve 215 parsellere revizyon görmüş, Devlet Ormanı niteliği ile Hazine adına kadastro yolu ile tapuya tescil edildikten sonra 14.10.1996 tarihinde yapılan birleştirme sonucu 226 parsel, aynı tarihte yapılan ayırmada da 242 ile 265 parseller oluşmuştur. Son defa yapılan ayırma sonucu oluşan parsellerin Devlet Ormanı niteliği değiştirilerek hali arazi niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tapu kaydının özel sütununda 2/B madde dışıdır denilmiştir.
Davacı vekili, kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parselin kesinleşmiş orman sınırlama hattının dışında kalan orman sayılmayan yerlerden olduğu, kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilebilmesi için kanunda yazılı diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Ayrıntıları dosya arasında bulunan yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen sınırlama haritası, tutanakları ve eklerine göre dava konusu parsel ve çevresinde bulunan tüm taşınmazlar orman sayılan yerlerden olması nedeniyle "Devlet Ormanı" olarak sınırlandırılmış ve itiraz olmaksızın kesinleştikten sonra yukarıda tarihi ve sayısı yazılı tapu kayıtları ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Sınırlamaya ilişkin harita, tutanaklar ve dayanak tapu kayıtlarının oluşumuna esas olan tapu kayıtlarına göre 250 parsel 07.12.1944 tarih ve 7 numara ile Hazine adına tapuya tescil edilen Soğuksu Ali Paşa Devlet Ormanı içinde kalan bir yerdir. Dayanak tapu kaydına göre, Soğuksu Ali Paşa Devlet Ormanının yüzölçümü 3.679.120 m2'dir. Yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen haritaya göre Soğuksu Ali Paşa Devlet Ormanı, Soğuksu Vakıf Ormanı, Soğuksu Devlet Ormanı, Reşadiye Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Vakıf Ormanı ve Kovanpınarı Devlet Ormanı ile çevrili bulunmaktadır. Tapu İdaresinin 24.06.1954 gün ve 2276 yevmiye nolu tapu kaydına göre Alemdar-Reşadiye Köyü, Yediveren-Orta, Meşeliburun-Orta, Taşlıburun, Kovanpınarı, Domuzgölleri, Defneli, Simitçi Yatağı ve Soğuksu mevkilerindeki 8 parça taşınmazın Atik Valide Vakfı adına kayıtlı iken bu yerlerin birbirine bitişik olması nedeniyle birleştirilerek bir parça halinde 4785 sayılı Kanun hükümleri uyarınca devletleştirildiği, devletleştirme nedeniyle İstanbul Devlet Ormanı İşletme Müdürlüğünün 16.04.1954 gün ve 5352/5033 sayılı yazılarına dayanılarak Hazine adına tescil edildiği bildirilmiştir.
Gerek orman sınırlamasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanunu ve gerekse 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca; orman sayılan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi de mümkün olmaz. Diğer taraftan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi hükmüne göre; orman sayılan bir yerin imar ve ihya yoluyla da kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Orman sınırlamasının yapıldığı ve kesinleştiği tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanununun 13.maddesi hükmüne göre; sınırlanması yapılmış ve kesinleşmiş olan ormanların hiçbir harç ve resim alınmaksızın Hazine adına tescil edileceği açıklanmıştır. Yukarıda da izah edildiği üzere; dava konusu parsel ve çevresindeki tüm taşınmazlar 1942 yılında yapılan orman sınırlamaları sırasında Devlet Ormanı olarak sınırlanmış ve bu niteliği ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Her ne kadar 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma sonucu taşınmaz hali arazi niteliği ile Hazine adına tescil edilmiş ise de, baştan itibaren Devlet Ormanı olarak sınırlandırılan ve bu niteliği ile tapuya tescil edilen bu taşınmazların niteliğinin değiştirilme sebebi açıklanmamıştır. Devlet Ormanı olarak tapuya tescil edilen bir yerin ayırma veya birleştirme işlemleri sırasında eski niteliğinin bırakılarak hali arazi niteliği ile tapuya tescil edilmiş olması hukuken bir değer taşımayacağı gibi bu nedenle de taşınmazlar Devlet Ormanı niteliğini yitirmezler. Böyle bir yerin ancak 6831 sayılı Orman Kanununun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi, bu nedenle orman dışına çıkarılması, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde kazanılması mümkün olabilir. Somut olayda; taşınmazların bulunduğu yerde nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işlemleri yapılmamıştır. 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma ve birleştirme sonucu oluşturulan dava konusu 250 parselin Düşünceler ve işlemin şekli sütununda 2/B madde dışıdır denilmiş ise de, dayanağı olmayan bu açıklama daha sonra Tapu Sicil Müdürlüğünce doğrudan doğruya kütükten silinmiştir.Bu açıklamalar karşısında dava konusu yerin nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan bir yer olduğunun da kabulü mümkün değildir. Her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 08.08.2002 günlü raporda 250 parselin 1942 ve 1943 yıllarında yapılan orman sınırlandırma hattının dışında kaldığı ve evvelden beri hiç orman olmamış kültür arazisi olduğu, 4785 sayılı Kanuna göre devletleştirmeye tabi olmadığı, devletleştirilen Atik Valide Vakfı adına yazılı 29.05.1930 tarih, 26 ve 33 sıra numaralarında kayıtlı tapu kayıtlarının ve haritasının kapsamında kalmadığı belirtilmiş ise de, yukarıda hukuki oluşumu ayrıntılı olarak açıklanan tapu kayıtları ve dayanak belgeler karşısında bu açıklamalar yerinde görülmemiştir. Yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen orman sınırlama harita ve tutanakları ile buna dayanılarak oluşturulan tapu kayıtlarına göre taşınmazın Devlet Ormanı olduğu sabit görüldüğünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeler ile davanın kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 22.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy