(1086 S. K. m. 237)
Dava: Hasan Ali Kaş ve müşterekleri ile Halil Kaş aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Anamur Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 25.02.2004 gün ve 552/37 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 01.02.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden Hasan Ali Kaş bizzat ve vekili Avukat Tahir Tuncay Kılıç ve karşı taraftan Halil Kaş vekili Avukat Hıdır Özcan geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, ortak miras bırakan Halil kızı Havva Kaş'tan kalan dava konusu 87 parselin tapu kaydının vekil edenlerinin miras payları oranında iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Halil Kaş vekili, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
67625 m2 yüzölçüme sahip dava konusu taşınmazın kadastro tutanağında, 19.07.1966 gün 85 numaralı tapu kaydı ve zilyetliğe dayanılarak 15.01.1967 tarihinde kayıt maliki Hüseyin oğlu Halil Kaş adına tespit edilmesi üzerine itirazı komisyonca reddedilen Hazine vekilinin süresinde Anamur Kadastro Mahkemesine açmış olduğu tespite itiraz davası sonunda, 07.09.1990 gün, 10/66 esas ve karar sayılı hükümle davacı Hazinenin davasının reddine, dava konusu parselin tespit gibi Halil Kaş adına tapuya tesciline karar verilmiş ve bu hüküm 06.01.1994 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur. Dava konusu parselin hükmen davalı adına tapuya tescilinden sonra, şimdiki davanın davacılarının davalı aleyhine muris muvazaasına dayalı olarak açmış oldukları tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda muvazaa iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle 07.12.2001 gün 341/414 esas ve karar sayılı hükümle dayanak tapu kaydında yazılı 7336, 08 m2 yer hakkındaki davanın kabulüne, geriye kalan bölüm hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, bu hüküm de 21.11.2002 tarihinde kesinleşmiştir. Davacılar görülmekte olan dava ile 7336, 08 m2 dışında kalan 60.280 m2 bölüm hakkında miras yoluyla intikal eden zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, yukarıda tarih ve sayısı yazılı hüküm kesin hüküm sayılarak davanın bu sebeple reddine karar verilmiştir. Bir hükmün, HUMK. 237. maddesi uyarınca kesin hüküm sayılabilmesi için her iki davanın tarafları, konusu ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir. Taraflar ve konu bakımından ayniyet mevcut ise de, dayanılan sebepler birbirinden farklıdır. Önceki davada davacılar Borçlar Kanununda düzenlenen muris muvazaasına, görülmekte olan davada da zilyetlik olgusuna dayanmışlardır.
Açıklandığı üzere; her iki sebep birbirinden ayrı olmaktadır. Mahkemece, kesin hükmün unsurlarından olan sebep yönünden hataya düşülerek kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle mahkemenin red gerekçesi yerinde görülmemiştir. İddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanması, dava konusu yer hakkında davalıyla Hazine arasında geçen dava dosyasındaki kesinleşmiş olguların gözönünde tutulması, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 400 YTL Avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine ve 10,10 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy