(3402 S. K. m. 46) (1086 S. K. m. 259)
Dava: Abdullah Kaya ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Varto Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 20.12.1990 gün ve 538/910 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 6 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, sebep açıklamaksızın davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 46. maddesinin son fıkrası ile getirilen iki yıllık süre içerisinde açılmıştır.
Dava konusu taşınmazı kapsayan 6 parsele ait kadastro tutanağında 30.03.1960 gün ve 6 numaralı tapu kaydına dayanılarak 30.09.1976 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tutanak 08.03.1977 tarihinde kesinleşmiştir. Dayanak tapu kaydı 4753 ve 5658 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükümleri uyarınca oluşturulmuştur. 53 nolu Toprak Komisyonunca düzenlenen belirtmelikte kaçak ve yitik kişilerden kalan dava konusu yerin mahsus sütununda yazılı kimse tarafından işgal edildiği açıklanmak suretiyle Hazine adına belirtilmiştir. Yerel bilirkişi ve tanık dava konusu taşınmazın davacıya miras ve taksim yolu ile intikal ettiğini, 1930 yılından bu yana tasarrufta bulunduğunu bildirmeleri üzerine mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan sürenin komisyonca yapılan belirtme tarihine göre hesap edilmesi gerekir. Başka bir anlatımla bu tür davalarda davacı veya davacıların belirtme tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarrufta bulunduğunu kanıtlamış olmaları gerekir. Yerel bilirkişi ve tanık, davacı ve miras bırakanının 1930 yılından bu yana tasarrufta bulunduğunu bildirdiklerine göre kazanma süresi fazlası ile geçmiş olmaktadır. Ne var ki, taşınmazın Hazine adına belirtme sebebine göre yapılan inceleme noksandır. Az önce de belirtildiği üzere taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden Hazineye intikal ettiği açıklanmıştır. Kaçak ve yitik kişilerden Hazineye kalan bu tür yerlerin satış, dağıtım veya benzeri bir yolla nitelikleri değiştirilmedikçe kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün olmaz. Bu nedenle taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kalan bir yer olup olmadığı, böyle bir yer ise nitelik değişikliği görüp görmediğinin araştırılıp belirlenmesi gerekir. Bu yön gözönünde tutularak 53 nolu Toprak Komisyonunca düzenlenen belirtmelik ve paftadan yararlanmak suretiyle komşu parsellere ait dayanak belgelerin olup olmadığının, varsa bunların getirtilip dosya arasına konulması, ondan sonra yerel, teknik bilirkişi aracılığıyla yeniden taşınmaz başında keşif yapılması, davacının tanık deliline dayandığı gözönünde tutularak gösterecekleri tanıkların davetiye ile çağrılarak HUMK. nun 259. maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu yer ve çevresinin kaçak ve yitik kişilerden kalan yerler olup olmadığı hususunun belge ve tanık beyanlarına dayanılarak belirlenmesine çalışılması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 01.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy