(3402 S. K. m. 17)
Dava: Mehmet Bağlı ile Hazine, Konyaaltı Belediye Başkanlığı ve DSİ Genel Müdürlüğü aralarındaki tescil davasının reddine dair Antalya 3. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 19.10.2004 gün ve 1887/488 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.05.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat Zafer Mülayim ve karşı taraftan Hazine vekili Avukat Ulviye Sarp geldiler. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz istediğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklanması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Mehmet Bağlı vekili, dava dilekçesinde Çakırlar Köyü, Kuruçay mevkiinde bulunan sınırları belli taşınmazı vekil edeninin imar-ihya ederek kültür arazisi haline getirdiğini, 20 yılı aşkın süreden beri tasarruf ettiğini belirterek vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini, keşif tutanağına geçen ifadesinde 40 yıl önce vekil edeninin annesi tarafından sağlığında verildiğini, 50-60 yıllık eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar Hazine, Konyaaltı Belediyesi ve DSİ Genel Müdürlüğü vekilleri, çay yatağı olarak tespit dışı bırakılan taşınmazın Boğaçay ıslah çalışma alanında kaldığını, zilyetlik ile kazanılamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya arasında bulunan paftaya göre, tescile konu taşınmaz 1956 yılında yapılan tapulama çalışmasında çay yatağı olarak tespit dışı bırakılmıştır. Yerel bilirkişi ve tanıklar ifadelerinde, öncesi davacının miras bırakan babası Hüseyin'e ait olan dava konusu taşınmazın ölümü ile taksimle davacıya kaldığını, eklemeli 60 yıllık zilyetliğin bulunduğunu, kendilerini bildiğinden beri tarım arazisi olarak tasarruf edildiğini, imar-ihya edilmiş ise bile kendilerinden önce tamamlandığını belirtmişlerdir. Ziraatçı ve jeolog bilirkişileri raporlarında, taşınmazın önceden Boğaçay taşkın alanında iken ıslah çalışması ile taşkın etkisinden kurtulduğunu, imar ihya edilerek kültür arazisi niteliğine kavuşturulduğunu açıklamışlar, orman bilirkişisi orman sayılmayan yerlerden olduğunu belirtmiştir. Mahkemece, taşınmazın tapulama çalışmaları sırasında Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu için tespit dışı bırakıldığını, resmi belge niteliğindeki bu belirleme karşısında yerel bilirkişi ve tanık ifadelerine değer verilemeyeceğini ayrıca DSİ karşılık yazısında ıslah çalışmasının halen devam ettiğini gerekçe yaparak davanın reddine karar verilmiştir.
Yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. DSİ &III. Bölge Müdürlüğü 07.09.2004 tarihli yazısında; Boğaçay-Çandır ve Karaman derelerinde taşkın koruma ve ıslah çalışmalarının 1950 yılında başladığını, halen çalışmaların devam etmekte olduğu bildirilmiştir. Fen bilirkişisinin raporuna ekli krokide sınırda bulunan derenin adı belirtilmemekle birlikte dosya arasında bulunan İeolog ve ziraatçi bilirkişi raporlarında tescile konu taşınmazın Boğaçay'a sınır olduğunu belirtmişlerdir. Yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesi ve ihya olgusu hakkında açıklama yapmamışlardır. Davacı vekili dilekçesinde para ve emek sarf edilerek yüzlerce kamyon toprak çekilmesi suretiyle ihya edildiğini bildirmiştir. Taşlık ve kayalık bir yerin kültür arazisi haline getirilmeden taşıma toprakla kullanılmaya elverişli tarım arazisi haline getirilmesi 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesindeki düzenleme karşında ihya sayılmaz. Anılan maddede belirtilen nitelikleri taşıyan bir yerin kültür arazisi haline getirilmesinden sonra toprağın güçlendirilmesi ve veriminin artırılması amacıyla toprak takviyesi imar ve ihyayı tamamlayan işlemlerden sayılır. Mahkemece dava dilekçesindeki açıklamalar göz önünde bulundurularak bu hususun açıklanmamış olması da doğru görülmemiştir. Az yukarıda belirtilen DSİ Bölge Müdürlüğünün karşılık yazısı genel nitelikli olup temyize konu dosyada dava konusu yapılan yere uyup uymadığı belli olmadığından hükme esas alınamaz. Dava konusu yerin krokisi de eklenmek suretiyle yeniden DSİ Bölge Müdürlüğü'ne yazı yazılarak sınırda bulunan Boğaçay hakkında ıslah çalışmasının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise buna ait projeye ilişkin tüm belgelerin istenmesine, bundan sonra taraf tanıkları ile yerel, teknik ve uzman jeolog ve ziraat bilirkişileri marifetiyle taşınmaz başında yeniden keşif yapılmasına, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklara davacı vekilinin dava dilekçesindeki açıklaması ile keşifteki açıklamasındaki aykırılıklarda hatırlatılarak imar-ihyanın yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sürdürülüş şekli ve süresi, tamamlanma tarihi açıklattırılmalı, ıslah çalışmalarına ait proje ve haritaların dava konusu taşınmaza uygulanması, taşınmazın bulunduğu yerde çalışmaların hangi tarihte tamamlandığı, o tarihten dava tarihine kadar kazanma süresi ve koşullarının geçip geçmediği, ya da ıslah çalışmalarının halen devam edip etmediği hususlarının araştırılması, bu hususta teknik bilirkişiden gerekçeli rapor alınması, iddia ve savunma çerçevesinde Yargıtay denetimine açık tüm delillerin toplanmasından sonra davanın esası hakkına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA ve 10,10 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 17.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy