(1086 S. K. m. 259, 265)
Dava: M. Deveci ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Altınekin Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 16.06.2004 gün ve 64/65 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.02.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü Hazine vekili Avukat F. Tanlık geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, miras yoluyla intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik sebebine dayanarak 166 ada 5 ve 6 parsellerin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetliğin tanık sözleriyle kanıtlanması gerektiği, bu hususun yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, miras yoluyla intikal ve belirtmeden önceki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil istemiş, mirasçılık belgesinde isimleri geçen diğer mirasçılar görülmekte olan davaya olurlarını bildirmek suretiyle davacı adına tescilini istemişler, bu şekilde dava koşulu yerine getirilmiştir.
Bu tür uyuşmazlıklarda belirtme tarihine kadar geçen kazanmayı sağlayan zilyetliğin davacı tarafça kanıtlanması gerekir. Zilyetlik olayları maddi olaylardan olup 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre yerel bilirkişi, tanık sözleri ve benzeri her türlü delille kanıtlanması mümkündür.
Somut olayda, mahkemece yerel bilirkişi ve taraflarca gösterilmeyen tutanak bilirkişileri dinlenilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki taraflarca gösterilmeyen bir delilin mahkemece kendiliğinden toplanıp göz önünde tutulması mümkün değildir. Diğer yönden yerel bilirkişinin sözleri hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı vekili dilekçesinde tanık deliline dayandığı halde tanıklarını liste halinde vermek üzere süre ve imkan tanınmadan yerel bilirkişi sözleriyle davanın kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Davacı tarafa ve davalı Hazinede tanık göstermek istediği takdirde Hazine temsilcisine de süre ve imkan tanınması, gösterecekleri tanıkların HUMK. nun 259. maddesi hükmü uyarınca davetiye ile çağırılarak aynı Kanunun 265. maddesi uyarınca dinlenilmeleri, ondan sonra tarafların tüm delilleri birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 10,10 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 22.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy