(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 17) (6831 S. K. m. 2) (3573 S. K. m. 3, 4, 5) (1086 S. K. m. 366)
Dava: Nihat Korçak ile Hazine ve Fevziye Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Ortaca Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.02.2004 gün ve 111/49 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın 30 yılı aşkın bir süreden beri vekil edeninin zilyedinde bulunduğunu, emek ve para sarf etmek suretiyle imar ve ihya ettiğini belirterek vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı köy tüzel kişiliğine dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, teknik bilirkişinin krokisinde A harfi ile gösterdiği taşınmaz bölümü açısından davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümü davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Kadastro Müdürlüğünün karşılık yazısında; uyuşmazlık konusu taşınmazın kadastro tespiti sırasında özel mülkiyete konu olmadığı için, teknik bilirkişi ise, dava konusu taşınmazı 1954 yılında 5602 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan tapulama çalışmaları sırasında özel mülkiyete konu olmadığı gerekçesiyle tespit dışı bırakıldığını bildirmiştir. Uzman bilirkişi ziraat mühendisinin dosyaya sunduğu raporda; teknik bilirkişinin krokisinde A harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü üzerinde 80 adet 35 - 40 yaşlarında zeytin ağaçlarının bulunduğunu en az 35-40 yıldır tarım yapıldığını, 1996 yılında çıkan yangın sonucu zeytin ağaçlarının yandığını, bölgesel olarak harım denilen taş ve makilik çalılarla çevrili bulunduğunu, yangından sonra da taşınmazın zeytinlik haline getirildiğini açıklamıştır. Uzman bilirkişi orman yüksek mühendisi de raporunda; dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede orman sınırlandırma çalışmaları 1942 yılında yapılmış olup, sınırlandırmanın 1944 yılında kesinleştiğini, 1744 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Kanunun 2. maddesiyle ilgili uygulamanın 1982 yılında yapıldığını ve aynı yıl ilan edilmesi sonucu kesinleştiğini, taşınmazın ormana olan mesafesinin 70 ile 100 m. arasında olduğunu, dava konusu yerin orman sayılmayan yerlerden bulunduğunu bildirmiştir. Ancak uzman orman bilirkişisinin bu raporu bilimsel ve teknik verilerden yoksun olup, sonuca ulaşmak açısından gerekçesi yetersizdir. Bu hususlar gözönünde tutularak davanın Orman İdaresine yöneltilmesi, yargılama oturumlarına katıldıkları takdirde delillerini sunmaları için süre ve imkan tanınması gerekmektedir. Kabulüne karar verilen taşınmazın çevresinde ve üzerinde yabani zeytinlikler bulunduğu dosya kapsamı ile belirlenmiştir. Bu bakımdan şayet yabani zeytinlikler Devlet ormanı içinde bulunmakta ise, yeniden yapılacak keşifte başka uzman bilirkişi orman mühendisi vasıtasıyla yöntemine uygun bir biçimde yapılacak orman araştırmasından sonra dava konusu taşınmazın Devlet ormanı sayılan yerlerden olduğunun anlaşılması halinde; uyuşmazlığın 3573 sayılı Zeytinliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkındaki Kanunun 3, 4 ve 5. maddesi hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekir. Anılan maddelerde öngörülen ıslah ve dağıtımla ilgili işlem ve koşulların araştırılması zorunludur. Bu kanun uyarınca yörede bir dağıtım yapılıp yapılmadığı hususunun Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü'nden sorulması, varsa dağıtıma ilişkin tüm belgeler ile dava konusu taşınmaza komşu 122 ada 45, 46, 47 ve 48 sayılı kadastro parsellerine ait kadastro tutanakları, kadastro sırasında anılan parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları var ise, bunlarda bulundukları yerlerden getirtilerek dosyaya eklenmesi, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla zemine uygulanması, dağıtım sonucu davacıya yer verilip verilmediği, verilmiş ise, imar ve ihya koşullarının yerine getirilip getirilmediğinin araştırılıp belirlenmesi komşu kayıtların taşınmaz yönünü ne gösterdikleri üzerinde durulması gerekir. Şayet yabani zeytinlerin bulunduğu taşınmaz bölümü orman sınırları dışında ise, bu takdirde yine TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerinde belirtilen tüm olumlu ve olumsuz koşulların davacı yararına gerçekleşmiş bulunması ve yabani zeytinliklerin aşılanması suretiyle kazanılması mümkün olabilir. Her iki halde de davacı tarafından yabani zeytinliklerin aşılanmasına, imar ve ihyasına hangi tarihte başladığı, ne şekilde sürdürdüğü ve hangi tarihte tamamlandığı hususları yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanması, kazanma süresinin imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren başladığının düşünülmesi gerekmektedir. Uzman bilirkişi ziraat mühendisinden taşınmazın niteliği ve üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının yabani zeytinlerden olup olmadığı konusunda gerekçeli rapor alınması, orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden ise, çıkartılma işleminin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığının gözönünde tutulması HUMK. nun 366. maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu taşınmaz ve çevresini gösterir renkli fotoğraflar çektirilerek hakim tarafından onaylandıktan dosyaya eklenmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy