(4721 S. K. m. 6, 713)
Temur Bozkurt ve Halit Bozkurt ile Hazine ve DSİ Genel Müdürlüğü aralarındaki zilyetliğin tespiti davasının reddine dair Dicle Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.04.2003 tarih ve 1093/92 s. hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 7.880.000 TL. peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.220.000 liranın temyiz edenden alınmasına 04.03.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Dava, mülkiyetin tespitine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi ve hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, karar Sayın Daire çoğunluğunca onanmıştır.
Uyuşmazlık konusu 111 ada 6 no.lu parsel 18.09.1997 gününde yapılan kadastro çalışmaları sırasında ham toprak niteliğiyle ve senetsizden davacılar adına tesbit edilmiştir. Hazinenin Dicle Kadastro Mahkemesinde açtığı tespite itiraz davası, anılan mahkemenin 01.11.1999 tarih ve 1999/8 esas, 82 s. hükmü ile (dava tarihi 28.11.1997'dir.) taşınmazın Kral Kızı barajının suları altında kalması sebebiyle tesbit dışı bırakılmasına karar verilmiş ve hüküm 08.05.2000 gününde kesinleşmiştir. Davacılar bu sefer aynı parselle ilgili olarak taşınmazın mülkiyetinin kendilerine ilişkin olduğunun tespitine karar verilmesini istemişlerdir. Kral Kızı Barajı yapımı için uyuşmazlık konusu parselle birlikte birçok parselin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce 1998 yılında kamulaştırmalarının yapılması başlamıştır. Arazi Kamulaştırması Değerlendirme Raporunda yerin şahsa ilişkin olduğu bildirilmiştir.
Hazine temsilcisi; davanın reddini savunmuş ve Kadastro Mahkemesinde ise taşınmazın bulunduğu yerin dere yatağı olduğunu ileri sürmüş olup, bunun dışında başka bir savunma da getirmemiştir. Kadastro Mahkemesinde uzman bilirkişi olarak dinlenen Jeoloji Yüksek Mühendisi Ö.Faruk Kayaoğlu 11.11.1998 tarihli raporunda; b-kadastro paftasında 111 ada 6 parsel olan taşınmaz 1958 günlü Elazığ L-4-a3 paftasına aplike edilerek (memleket haritası ve hava fotoğrafları) taşınmazın yamaç meyilli %10-12 kadar olup, dere yatağından kot farkı yaklaşık olarak 10 metre kadar olduğu tesbit edilmiştir.
c- Çevrenin litolojik yapısı incelenerek taşınmazın dere yatağından olan kot farkı ve yamaç meyili dikkate alınarak dere yatağından taşınan materyallerden oluşmadığı sonucuna varılmıştır açıklamasında bulunmuştur. TMK. nun 6. maddesi uyarınca kural olarak Herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Hazine taşınmazın bulunduğu yerin dere yatağı olduğunu savunmuş ise de, parsel su altında kalmasına karşın gerek Kadastro Mahkemesi ve gerekse Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan keşiflerde kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğini ifade eden yerel bilirkişi ve tanıklar ile su altında kalmayan komşu parsellerin incelenmesinden hareketle alınan zirai bilirkişilerin raporları biran için gözardı edilse dahi, toplanan sair kanıtlar ve dosyaların kapsamı ile davacıların iddiasının kanıtlanmış olduğunun kabulü gerekir. Uzman bilirkişi jeoloji yüksek mühendisinin raporu ile dava konusu yerin dere yatağından elde edilmediği kanıtlanmış bulunmaktadır. Kadastroca tespitler doğrudan doğruya davacılar adına tarla niteliğiyle yapılmıştır. Şayet tespitler doğrudan ilk anda Hazine adına yapılmış olsaydı bu takdirde durum farklılık gösterebilirdi ve değerlendirmenin de farklı yapılması mümkün olabilirdi. Hazinenin ileri sürdüğü dere yatağı savunmasının jeoloji yüksek mühendisinin raporu ile çürütülmüş bulunmaktadır. Bu durumda, ispat yükü yer değiştirmiş olup, Hazineye geçmiştir. Artık böyle bir olayda ispat yükünün davacılarda olduğu yönündeki görüşte isabet bulunduğunu söylemek güçtür. Kaldı ki kadastroca tesbit henüz kamulaştırmaya başlamadan önce yapılmıştır. Davanın açıldığı tarihten itibaren 1 yıl geçmesine karşın mahkemece henüz su altında kalmadan zamanında keşfin yapılması gerektiği halde, yapılmış bulunmasının sorumluluğu davacılara ilişkin bulunmamaktadır. Bütün bu açıklamalar karşısında Hazine tarafından tutanağın aksi kanıtlanmamıştır. Somut olayda; taşınmazın nitelik itibariyle kazanmaya engel bir hali de yoktur. Zilyetlik olgusu ve süresi de, tutanağın edinme nedeniyle toplanan sair bilgi ve belgelerle kanıtlanmış bulunmaktadır.
O halde, kazanmayı sağlayan zilyetliğin davacılar yararına gerçekleştiği, toplanan delillerle taşınmazın nitelik itibariyle kazanmayı engel bir durumunun bulunmadığı anlaşıldığına göre, mülkiyetin tespiti davasının kabulü yönünden yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekirken, ret kararının onanması biçiminde gerçekleşen sayın çoğunluğun görüşüne açıklanan sebeplerle katılmıyorum. 04.03.2004
Full & Egal Universal Law Academy