(6831 S. K. m. 1, 17) (3402 S. K. m. 14)
Dava: M. Kaya ile Hazine aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Mersin 3.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 12.07.2004 gün ve 499/381 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 3567 sayılı parsel numarası ile tespit edilen ve daha sonra tespit dışı bırakılan dava konusu yerin satış ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle 12.10.1999 günlü krokide gösterilen 3713,03 m2 yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3713 m2 yüz ölçüme sahip 3567 parsele ait kadastro tutanağında, 6831 sayılı Orman Kanununun l. maddesi ve değişik 2/B maddesi hükümlerinden söz edilerek satış ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılarak 20.02.1997 tarihinde tarla niteliğiyle Hasan oğlu M. Kaya adına tesit edilmiş, Hazinenin süresinde Mersin Kadastro Mahkemesine açmış olduğu kadastro tespitine itiraz davası sonunda 06.10.1998 gün, 77/361 esas ve karar sayılı hükümle, daha önce bu yerde kadastro çalışmalarının yapıldığı dava konusu taşınmazın orman sınırları içerisinde bırakıldığı, 2. kadastronun geçersiz olduğu gerekçesiyle tutanağın iptaline, Hazinenin tescil isteği yönünden görevsizliğe, başvurulduğunda dosyanın görevli Mersin Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, hüküm 22.03.1999 tarihinde kesinleşmiştir.
Yukarıda tarih ve sayısı yazılı Kadastro Mahkemesinin görevsizlik kararı ile dava dosyasının Mersin 3.Asliye Hukuk Mahkemesine aktarılması üzerine yapılan yargılama sonunda 30.12.1999 gün, 309/1189 esas ve karar sayılı hükümle kesinleşmiş orman sınırlama hattının dışında kalan orman sayılmayan bu yer üzerinde dava tarihi itibariyle davalı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak karar düzeltme isteği reddedilmek suretiyle 13.06.2000 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı, dava konusu yer üzerinde kazanma koşullarının oluştuğunun yukarıda tarih ve sayısı yazılı hükümle belirlendiğini açıklayarak adına tesciline karar verilmesini istemiş, mahkemece istek doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Dava konusu taşınmaz 1979 yılında yapılan, 1980 yılında kesinleşen Orman Kadastro Komisyonunca düzenlenen sınırlama hattının dışında kalan, anılan Kanunun l. maddesi hükmü uyarınca orman sayılmayan, orman içi boşluk niteliğinde bulunan bir yerdir. Orman içi boşluklar, 6831 sayılı Orman Kanununun l. maddesi hükmü uyarınca orman sayılmazlar. Böyle bir yerin koşulları mevcut olduğu takdirde kazanılması mümkün olabilir. Somut olayda; teknik elamanlarca düzenlenen paftaya göre, dava konusu taşınmazın dört tarafı ormanla çevrilidir. Bu durumda, uyuşmazlığın 6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesi hükmü karşısında çözüme kavuşturulması gerekir. Anılan maddenin l. fıkrasında; ormanların korunması, ihtihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere orman içinde bina ve ağıl inşası, hayvan barınmasına mahsus yerler açılması, tarla açılması, ekilmesi ve yerleşilmesi yasaklanmış, 2. fıkrasında da; bu tür yerlerin şahıslar adına tapuya tescil edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Anılan hükümle orman aleyhine genişletme kaydeden, ormanın bütünlüğünü bozan bu tür tasarruflara izin verilmemiştir. Başka bir anlatımla; orman içi açıklıklar üzerinde sürdürülen zilyetlik kanuna aykırı olacağından iktisap bahşetmeyeceği düzenlenmiştir. Her ne kadar Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin onanan yukarıda tarih ve sayısı yazılı kesinleşen hükmünde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı koşulların davacı lehine gerçekleştiği kabul edilmiş ve bu olgu kesinleşmiş ise de, anılan hüküm karşısında bunlara değer verilmemesi gerekir. Tüm bu açıklamalar karşısında dava konusu yerin davacı tarafından kazanıldığı kabul edilemez. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.01.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy