(4721 S. K. m. 713/2) (1086 S. K. m. 237)
A. ile Y., Vakıflar Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, dahili davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Kadıköy 5. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 09.09.2004 gün ve 2087/942 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.03.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili gelmedi. Karşı taraftan Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı A. vekili, tapu kaydında A. A. Vakfından îcareli şerhini taşıyan 252 ada 24 ve 25 parsellerde 9/10 pay maliki E.'nin 03.09.1965 tarihinde öldüğünü, tapu kaydının intikal görmediğini, kayıt malikinin mirasçı bırakması nedeniyle taşınmazın mahlul vakıf sa-yılamayacağını, 35 seneyi aşkın bir zamandan bu yana koşullarına uygun olarak vekil edeni tarafından tasarruf edildiğini, uyuşmazlık konusu payların TMK'nın 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek kayıt maliki E ve davalı Karayolları Genel Müdürlüğü ile Vakıf adına yazılı bulunan payların kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Yorgi vekili, kayıt maliki E.'nin vekil edeninin miras bırakanı olduğunu, davacının aynı yer hakkında daha önce Kadıköy 5.Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı davanın 12.12.2000 gün, 690/1157 esas ve karar sayılı hükümle reddedildiğini, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü vekili, vekil edeni adına kayıtlı paylara ilişkin taşınmazın Haydarpaşa Köprü Kavşağı Projesi kapsamında kamulaştırıldığını ve yol olarak kullanıldığını, B. Vakfı adına Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili, kazanma koşullarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 252 ada 24 ve 25 parsellerin esası ve öncesi aynı ada 14 parseldir. 14 parsel 11.07.1935 gün ve 11, 49, 876 sayılı tapu kayıtlarına dayanılarak 26.12.1939 tarihinde kadastro yoluyla 1/10 pay Mehmet oğlu H. Sadi, 9/10 pay Yorgi kızı E. adına tescil edilmiş, 06.04.1960 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğünün kamulaştırması sonucu oluşan 24 ve 25 parsellerden 24 parseldeki H. Sadi adına yazılı 2/10 pay kamulaştırma nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğü, 25 parseldeki 2/10 pay hükmen B. Vakfı adına, geriye kalan 18/20 (9/10) pay ise E. üzerine bırakılmış ve halen aynı kişi adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Dava konusu parsellerin kütüğünün beyanlar hanesinde E. adına olan 9/10 payın A. A. Vakfından îcarelidir şerhi yazılıdır.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü ve Vakıf adına kayıtlı payların yukarıda açıklanan nedenle yazılış tarihine kadar kazanma koşulları oluşmadığına, Karayolları Genel Müdürlüğü ve vakfa ait bir taşınmazın veya payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün bulunmadığına göre adı geçen tüzel kişiler ile davaya katılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hakkındaki davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümlerinin ONANMASINA,
Yorgi kızı E. adına yazılı bulunan 9/10 paya ilişkin temyiz itirazlarına gelince: Davalı Yorgi kesin hüküm itirazında bulunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Dava konusu paylar yönünden davacının TMK'nın 713/2. maddesinde yazılı ... Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan... sebebine dayanarak Kadıköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu davanın yapılan yargılaması sonunda 12.12.2000 gün 690/1157 esas ve karar sayılı hükümle davanın reddine karar verilmiştir. Görülmekte olan davada da, davacı vekili ölüm sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Açıklandığı üzere, dayanılan sebepler farklı olduğu için yukarıda tarih ve sayısı yazılı hüküm görülmekte olan bu dava yönünden kesin hüküm oluşturmaz. HUMK'nun 237. maddesi hükmü uyarınca; bir hükmün kesin hüküm sayılabilmesi için, her iki davanın tarafları, konusu ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir. Taraf ve konu birliği mevcut ise de, dayanılan sebepler farklı olduğu için önceki dava sonunda verilen kesinleşen hüküm bu dava yönünden kesin hüküm oluşturmaz.
Dosya arasındaki belgeler, nüfus kayıt örneği, mirasçılık belgesi ve vekaletnamedeki açıklamalara göre davalı Yorgi'nin kayıt maliki E. 'nin mirasçısı olduğu hususunda duraksamamak gerekir.
Kayıt maliki E. üzerindeki payların kazanılması meselesine gelince; Dava, TMK'nın 713/2 maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir denilmiştir.
Az öncede açıklandığı üzere; davacı, kayıt malikinin ölüm sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Bu durumda, taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhin göz önünde tutularak uyuşmazlığın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, yürürlükten kaldırılan Medeni Kanunun 82/B, TMK'nun 117 ve 04.03.1959 gün 2/19 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı karşısında çözüme kavuşturulması gerekmektedir.2762 sayılı Vakıflar Kanununun 41. maddesinde Kanunu Medenideki müruru zaman hükümleri vakıf malları hakkında da tatbik olur denilmiş, 8. maddede ise vakıfların doğrudan doğruya hayrattan olan taşınmazlarının zamanaşımı yoluyla edinilemeyeceği hükme bağlanmıştır. 13.07.1967 tarih ve 903 sayılı Kanunla eklenen MK'nun 81/B maddesine göre; vakıfların malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri tatbik olunmaz denilmiştir. Tüm bunlardan ayrı, 04.03.1959 gün, 2/19 esas ve karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da Tapuda, mutasarrıfı adına kayıtlı ve belli bir vakfın icareteynli (çifte icarli) malı olduğu tapu sicilinden anlaşılan taşınmazın mutassarrıfi 20 yıl önce vefat etmiş olsa bile, o taşınmaz hakkında MK'nun 639/2. maddesinin zilyedi yararına uygulanamayacağı benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar karşısında sorun A. A. Vakfından îcarelidir şerhini taşıyan E.'nin payının/paylarının zilyetlik hukuki sebebine dayanılarak kazanılmayacağı noktasında toplanmaktadır. 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 29. maddesiyle tasfiyeye tabi tutulan ve taviz bedelinin ödenmesi için tanınan on yıllık süre 13.12.1945 yılında sona ermiş, bu tarihten önce 13.06.1945 tarihinde çıkarılan 4775 sayılı Kanunla ödeme süresi on yıl daha uzatılmıştır. Anılan hüküm uyarınca tasfiyeye tabi tutulan vakıf taşınmazların belirtilen sürenin sonunda mülkiyetinin mutasarrıfına geçeceği, adına tescil edilmekle beraber taşınmazın tamamı geri kalan taksitler için birinci derecede ve birinci sırada ipotek sayılarak tapuya kaydedileceği belirtilmiştir. Taşınmaz bu şekilde tasfiyeye uğradıktan sonra koşulların oluşması halinde tapulu bir taşınmazın veya payının TMK'nın 713/2. maddesi hükmü uyarınca kazanılması mümkün olabilir.
Yukarıda tarih ve sayısı yazılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında, mutasarrıfı bulunmadığından maluliyet durumu nedeniyle taşınmazın vakfına döneceği ve bu nedenle kazanılamayacağı öngörülmüştür. Somut olayda; 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 26 ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca tasarruf sahibi E.'nin hakkı mülkiyet hakkına dönüşmüş olup, taşınmazın vakıfla ilgisi kesilmiş olmaktadır. Vakıfla bağlantısı kesilen bir taşınmazın yukarıda da belirtildiği üzere TMK'nın 713/2. maddesindeki yollama nedeniyle aynı maddenin 1. fıkrasında belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi halinde tapu kaydı TMK'nın 713/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirebilir. Bu açıklamalar karşısında somut olayda mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Tarafların liste halinde sundukları delillerin eksiksiz olarak toplanması, taraf tanıklarının HUMK'nun 259. maddesi hükmü uyarınca dava konusu payları kapsayan taşınmaz başında dinlenilmeleri, davacının zilyetliğinin süreci ve niteliğinin kendilerinden sorulması, tüm deliller eksiksiz olarak toplanıp birlikte değerlendirildikten sonra yukarıda yapılan açıklamalar karşısında uyuşmazlık konusu payların hukuki değerini yitirip yitirmediğinin tartışılıp değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle E. adına kayıtlı paylara ilişkin davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabet görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulü ile kayıt maliki E. adına yazılı bulunan 9/10 paya ilişkin hüküm bölümünün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 10,10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1,10 YTL'nin temyiz edenden alınmasına 15.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy