(2863 S. K. m. 3, 11)
Dava: Aysel İlter ve müşterekleri ile Hazine ve dahili davalı Orman İdaresi aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Fethiye 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 19.07.2004 gün ve 339/702 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Orman İdaresi vekili ile Hazine vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar Aysel İlter ve müşterekleri vekili, 107 ada 13, 113 ada 14 ve 16 parsellere ilişkin tapu kayıtlarının kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeni ile iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, taşınmazın sit alanı içinde kaldığından, katılan davalı Orman Genel Müdürlüğü vekili ise orman niteliğinde olduğundan davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili ile katılan davalı Orman Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 19.9.2002 günlü ve 1758 nolu kararına göre I. ve III. derece Arkeolojik ve Doğal SİT alanı içinde bulunan yerlerdir.
Uyuşmazlığın çözümünde göz önünde tutulması gereken 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda değişiklik yapılmış ve kanuna ek hükümler getirilmiştir. 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı açıklanmıştır. 27.7.2004 tarihinde yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5226 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 5.maddesi ile 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan koruma alanları ibaresinden sonra gelmek üzere sit alanları ibaresi eklenmiştir. 11.maddeye yapılan bu ekleme ile korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları yanında sit alanlarının da zilyetlik yolu ile kazanılması yasaklanmıştır.
Dairemizin ve HGK'nun önceki uygulamalarına göre bir taşınmazın sit alanında kalması kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği veya diğer bir mülkiyet belgesi ile kazanılmasına engel olmayıp kazanma koşullarının oluşması durumunda bu tür bir yerin mülk olarak edinilmesi ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi mümkün bulunmakta idi.
Tanımı aynı Kanunun 3. maddesinin 3. bendinde yapılan bu tür yerler hakkındaki 2863 sayılı Kanun ile bu kanunda değişiklik yapan ve ek hükümler getiren tüm kanunların hükümleri emredici nitelikte olup görülmekte bulunan davalarda da gözönünde tutulması gerekir. Dava konusu taşınmazların I ve III derecede sit alanı kapsamında kaldığı Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun yazıları ile bildirilmiş olduğuna ve arkeolog bilirkişi tarafından düzenlenen 4.6.2004 günlü raporda açıklanmış bulunduğuna göre 2863 sayılı Kanunun 11. maddesine 5226 sayılı Kanun ile eklenen yeni hüküm karşısında bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmektedir. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüştür.
Davalı Orman Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dava konusu 107 ada 13, 113 ada 14 ve 16 parseller 1992 yılında yapılan kadastroda Hazine adına tapuya tescil edilmişlerdir. Davanın açıldığı tarihte dava konusu yerler Hazine adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Davacı, Hazine adına yazılı bulunan tapu kayıtlarının iptal ve tescilini istemiş olup, dava dilekçesindeki açıklamalar ve iddianın ileri sürülüş şekline göre dava mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil isteğidir. Bu tür davalarda davanın kayıt malikine karşı açılması yeterli olup ayrıca Orman Genel Müdürlüğüne davanın yöneltilmesine gerek bulunmamaktadır. Orman Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeni ile davalılar Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA ve 10,10 YTL peşin harcın Orman Genel Müdürlüğüne iadesine 25.01.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacılar miras ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik nedeniyle dava konusu 107 ada 13, 113 ada 14 ve 16 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile kendileri adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, taşınmazın sit alanı içinde kaldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar GEEYK.nun 13.11.1982 gün ve A-4020 sayılı kararına göre 3. derece sit alanı içinde bulunan yerlerdir. Taşınmazların altında veya üzerinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunmadığı, sadece sit alanı içinde kaldıkları dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile miras bırakanı ve davacıların tarım arazisi olarak tasarruf ve zilyetliğinde olduğu toplanan delillerle belirlenmiş olup bu konuda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda 27.07.2004 tarihinde yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5226 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe kadar böyle bir yerin koşullarının gerçekleşmesi durumunda mülk edinilmesi ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi mümkün bulunmakta, başka bir değişle bir taşınmazın salt arkeolojik sit alanında kalması onun kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılmasına engel teşkil etmemekte idi.
5226 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 5. maddesi ile; 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinin l. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan korunma alanları ibaresinden sonra gelmek üzere sit alanları ibaresi eklenmiş, böylece korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları yanında sit alanlarının da zilyetlik yoluyla kazanılması yasaklanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki; 2863 sayılı Kanunda 5226 Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 27.07.2004 tarihine kadar, TMK. nun 713/1. ve 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerindeki koşulların oluşmamış bulunması durumunda böyle bir taşınmazın özel mülk olarak tescili mümkün değildir. Ancak 27.07.2004 tarihine kadar koşulları gerçekleşmiş ise, sonradan yürürlüğe giren kanunun yasaklayıcı hükmü görülmekte olan davalara uygulanacak mıdır? Dairenin sayın çoğunluğu salt sit alanlarının da zilyetlikle kazanılmasını yasaklayan değişikliğin emredici nitelikte olduğundan önceki kanun zamanında açılan ve henüz kesinleşmemiş olan derdest davalarda da uygulanacağı görüşündedir.
Her hukuki olaya, yürürlükte olduğu dönemdeki kanun hükmünün uygulanması temel bir hukuk ilkesidir. Bu ilkenin genel ahlak ve adaba aykırılık ile kamu düzeni dışında başka gerekçeler gösterilerek uygulanmaması ve kanun hükümlerinin geriye yürütülmesi, kazanılmış hakların ortadan kaldırılması sonucunu doğuracaktır.
Davacıların ve miras bırakanlarının salt sit alanı içinde kalan taşınmazları 20 yılı aşkın bir süreden beri zilyetlik ve tasarruflarında bulundurdukları belirlendiğine ve TMK. nun 713/4. fıkrası hükmüne göre, aynı maddenin l. fıkrasındaki koşulların gerçekleşmesiyle mülkiyet hakkı, yasaklayıcı Kanun hükmünün yürürlüğe girdiği 27.07.2004 tarihinden önce doğmuş bulunduğuna ve mülkiyet hakkı doğduktan sonra yürürlüğe giren kanun hükmü ile kazanılmış olan hak ortadan kaldırılamayacağına göre, yerel mahkemenin davanın kabulüne karar vermiş olmasında usul ve kanuna ayrı bir yön bulunmadığı ve yerel mahkeme hükmünün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşlerine katılamıyorum. 25.01.2005 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy