(4721 S. K. m. 713/1, 715)
Dava: Hikmet Ürer ve Mustafa Ürer ile Hazine ve Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Ünye Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 19.07.2004 gün ve 364/577 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Hikmet Ürer kendisine asaleten, Mustafa Ürer'e vekaleten, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı yaklaşık 1000 m2 yerin adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, tescil konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılamayacak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan deniz kumluğu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Belediye vekili, yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece 17.06.2004 günlü krokide B harfi ile gösterilen 176, 38 m2 yerin davacılar adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümü davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro çalışmaları sırasında deniz kumluğu niteliğiyle tespit dışı bırakılan tapusuz taşınmazın TMK.nun 713/1. maddesi hükmü uyarınca tescili isteğine ilişkindir.
Tescil konusu taşınmaz 1952 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında deniz kumluğu niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. Yerel bilirkişi ve tanıklar, dava konusu yerin güneyinde yer alan 686 parsel üzerinde bulunan otelle birlikte davacılar tarafından otel bahçesi olarak kullanıldığını, ziraatçı uzman bilirkişi yeşil alan niteliğinde olduğunu, jeolog uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlarda; krokide B harfi ile gösterilen 176, 38 m2 yerin kesinleşmiş kıyı kenar çizgisinin dışında, denizin etki alanında kalmayan özel mülkiyete konu arazi sınıfına, aynı krokide A harfi ile gösterilen bölümün de özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden bulunduğu açıklanmıştır. Mahkemece, toplanan deliller ve dosya içeriği gözönünde tutularak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Deniz kumlukları kural olarak, TMK.nun 715. maddesinde düzenlenen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdir. 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve 13.03.1972 gün 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca kamunun yararlanmasına terk ve tahsis edilen, denizin devamı olan bu tür yerlerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Somut olayda; tescil konusu taşınmazın anılan Kanun ve İçtihadı Birleştirme kararında açıklandığı üzere kıyı kenar çizgisinin içinde kalıp kalmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir. Tescil konusu taşınmazın kuzeyinde yer alan 686 parsel 06.03.1975 tarihinde davacılar adına tarla niteliğiyle tescil edilmiştir. Dosyadaki açıklamalara göre, 686 parsel, 187 ve 214 parsellerin birleştirilmesi sonucu oluşturulan 683 parselin ifrazı ile ortaya çıkmıştır. Mahkemece bu parselin esası olan 187 ve 214 parsellere revizyon gören tapu kayıtları getirtilmemiş ise de, yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmaz bölümünün 1954 yılından bu yana davacılar ve satıcıları tarafından tasarruf edildiğini bildirmişlerdir. Yapılan incelemeye göre dava konusu taşınmaz 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca idarece düzenlenen kıyı kenar çizgisinin dışında kalan bir yerdir. Kıyı kenar çizgisi dışında kalan böyle bir yerin koşullarının oluşması halinde kazanılması mümkündür.
Toplanan deliller ve dosya içeriğine göre, krokide B harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirlendiğine ve davacılar tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği kanıtlandığına göre bu yerin kazanıldığının kabulü gerekir. Davalı Hazine vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır. Ne var ki; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Tapusuz taşınmazın TMK.nun 713/1. maddesi hükmü uyarınca tescili istenildiğine göre aynı maddenin 3. fıkrası hükmü uyarınca yerel ve gazete ilanlarının yapılması, maddede belirtilen sürelerin dolması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. İlanlar yapılmadan davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı, bu tür uyuşmazlıklarda Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri yasal hasım olup harç, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece geriye kalan harcın, yapılan yargılama giderlerinin davalılardan alınmasına ve davacılar yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin bu yönlere ilişen temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.01.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy