(3402 S. K. m. 17) (3194 S. K. m. 8)
Dava: Ahmet Çiftçi ile Hazine, Ankara Valiliği Özel İdare Müdürlüğü ve Gökçeyurt (Nenek) Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Ankara 6.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 22.04.2004 gün ve 176/234 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vekil edeni tarafından imar ve ihya edilerek kültür arazisi haline getirilen ve 20 yıldan fazla süreyle koşullarına uygun olarak tasarruf edilen 1453 parsel kapsamında kalan taşınmaz bölümüne ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, Belediye imar planı içerisinde kalan yerlerin imar - ihya yoluyla kazanılamayacağını, ayrıca davacı lehine kazanma koşullarının oluşmadığını belirterek,
Davalı İl Özel İdareyi temsilen Ankara Valiliği vekili, dava konusu taşınmaz ve çevresinin öncesi itibariyle köy orta malı mer'a olduğunu, 1981 sayılı Kanun hükümleri uyarınca mer'a vasfının kaldırılarak işgal edenlere bedeli karşılığında satılmak üzere vekil edeni idare adına tapuya tescil edildiğini, bu tür yerlerin imar - ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılamayacağını belirterek,
Davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı Hazine ve köy tüzel kişiliği hakkındaki davanın sıfat yokluğu,
Özel İdare hakkındaki davanın kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 1453 parsel 1950 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ziraate gayri salih arazi niteliğiyle tespit dışı bırakılmış, 14.3.1988 tarihinde idari yoldan ham toprak niteliğiyle Ankara Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü adına tapuya tescil edilmiştir.
Davanın açıldığı tarihte dava konusu taşınmaz İl Özel İdare Müdürlüğü adına tapuya kayıtlı bulunan bir yerdir. Dava mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil isteğidir. Bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikine karşı açılması yeterli olup, ayrıca Hazineye ve köy tüzel kişiliğine davanın yöneltilmesine gerek bulunmamaktadır. Hazine ve köy hakkındaki davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
İşin esasına gelince; davacı vekili, dava konusu taşınmaz bölümünün 1968 tarihinde davalı köy tüzel kişiliği tarafından vekil edenine satılıp devredildiğini, para ve emek sarf edilmek suretiyle kültür arazisi haline getirildiğini ve üzerindeki ev ve eklentilerinin yapıldığını ve kısmen de bahçe olarak kullanıldığını açıklayarak tescil isteğinde bulunmuştur.
Bir yerin imar - ihya yoluyla kazanılması için, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde belirtilen tüm olumlu koşullarının oluşmuş olması ve olumsuz koşulların araştırılması gerekir. Anılan maddede aynen orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden masraf ve emek sarfı ile imar - ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına aksi taktirde Hazine adına tespit edilir. denilmektedir. Maddede açıkça belirtildiği üzere, nitelikleri belirtilen bu tür yerlerin para ve emek sarfı suretiyle tarıma elverişli hale getirilmesi gerekir. Birlikte açılan davaların ayırma işleminden önce yapılan keşiflerinde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, taşınmazın öncesi itibariyle kayalık ve çalılık bir yer olduğunu, 1967-1968 yıllarında köy halkı tarafından köy tüzel kişiliğinden satın alınmak suretiyle yer yer kayalık ve çalılıklardan temizlemek suretiyle ev yapmak ve bahçe olarak kullanılmak suretiyle tasarrufta bulunulduğunu bildirmişlerdir. Bir yerin ihya yoluyla kazanılması için az öncede açıklandığı üzere tarıma elverişli hale getirilmesi ve bu olgunun tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süreyle Kadastro Kanununun 14. maddesindeki koşullar altında tasarruf edilmiş olması gerekir. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre; ev ve benzeri tesisler yapmak Kadastro Kanununun 17. maddesinin uygulanması bakımından ihya sayılmaz.
Diğer yönden ihya yoluyla bir taşınmazın kazanılabilmesi için Kadastro Kanununun 17. maddesinin son fıkrasına göre; İl, İlçe ve Kasabaların imar planının kapsadığı alanda yer almaması gerekir. Başka bir anlatımla; imar planı içerisinde bulunan taşınmazların ihya yoluyla kazanılması yasaklanmıştır. 3194 sayılı İmar Kanununun 8/B maddesi hükmüne göre; imar planları nazım imar planı ve uygulama imar planından meydana gelir denilmiştir. Aynı Kanunun 5. maddesinde de nazım imar planı ve uygulama imar planlarının tanımı yapılmıştır. Bu tanımlara göre nazım imar planının, varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak hali hazır haritalar üzerinin, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının genel kullanış biçimlerini başlıca bölge tiplerine, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarına, gerektirdiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile beraber bütün olan plan olduğu, Uygulama İmar Planının ise; tastikli hali hazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plandır şeklinde tanımı yapılmıştır. İmar Kanununda düzenlenmesi öngörülen planların ölçeği hakkında bir bilgi ve sınırlama bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, kazanma koşulları oluşmamış bulunduğundan davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmaktadır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 10,10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1,10 YTL'nin temyiz edenden alınmasına 11.01.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy