(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 95)
Dava: Selahattin Acar ile Kaşif Palazlı aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Sakarya 3. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 07.10.2004 gün ve 200/422 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, satın alma ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle davalı adına yazılı bulunan 1454/4412 payın iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, 8.6.2004 günlü layihayla davayı kabul ettiğini bildirmiş, daha sonra yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, tapulu bir taşınmazın veya payın haricen satışının geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava konusu payı karşılayan taşınmaz bölümünün vekil edeninin miras bırakanı tarafından 10.8.1967 yılında satın alındığını, bu yer üzerine bina yapmak suretiyle zilyetliğini sürdürdüğünü ileri sürmüştür Dosyadaki belgelere göre dava konusu payları kapsayan 123 parselin öncesi 102 parseldir. 102 parselin kadastro tutanağı ve tapu kaydı getirtilmediği için satın almanın sicilin oluşmasından önce veya sonraki bir tarihe rastlayıp rastlamadığı anlaşılmamaktadır. Taşınmaz öncesi itibariyle tapusuz bir yer olup da kadastro tespitinden önce davacı ve miras bırakanı tarafından belli bir bölümü satın ve devralınmış ise böyle bir yerin kazanılması mümkün olabilir. Şayet taşınmaz öncesi itibariyle tapulu ya da harici satış sicilin oluşmasından sonra yapılmışsa o takdirde Tapu Sicil Müdürlüğü önünde yapılmayan satış TMK. nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi hükümleri karşısında geçersiz olacağından, böyle bir satışa değer verilemez. Mahkemece, benimsenen gerekçe anılan hükümlere uygun ise de, satışın sicilin oluşmasından önce yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığı araştırılıp gözönünde tutulmadan hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Bundan ayrı, davalı 8.6.2004 günlü layihayla davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Kabul beyanını içeren dilekçe davalı tarafından verilmiş ise de, aidiyeti usulüne uygun olarak belirlenmemiştir. Kabul beyanının davalıya ait olduğu usulen belirlendiği takdirde uyuşmazlığın kabul beyanı çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekir. Az yukarıda da açıklandığı üzere tapulu bir yerin haricen satışı geçersiz ise de, emredici hukuk kurallarına ve kamu düzenine aykırı düşmedikçe kabul beyanı geçerli olup davanın buna göre çözümlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla bir kişi adına tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazı veya payı Tapu Sicil Müdürlüğü önünde temlik edebileceği gibi aleyhine açılmış bulunan bir davayı kabul etmek suretiyle de geçişi sağlayabilir. HUMK. nun 95. maddesine göre kabul kesin bir hükmün sonuçlarını doğurur.
Mahkemede kesin hüküm niteliğinde bulunan bu kabul beyanı ile bağlıdır. Mahkemece bu yönler gözönünde tutulmaksızın yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 10,10 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy