(4721 S. K. m. 713, 996) (3402 S. K. m. 14) (3303 S. K. m. 2, 3, 4, Ek m. 1) (96 S. KHK. m. 14)
Dava: A. E. ile Hazine ve Arıt Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Bartın 2.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.11.2004 gün ve 332/514 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, harici satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuksal sebeplerine dayanarak, önce 268 nolu parsel ile vekil edeni adına tespit edilen daha sonra tapulama komisyonu kararıyla taşınmazın Havza-i Fahmiye sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tespit dışı bırakılan taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davayı kabul etmediğini belirterek taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Arıt Belediye Başkanlığına, dava dilekçesi yöntemine uygun bir biçimde tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, davacı A. E.'ın kanıtlanmayan davasının reddine, uyuşmazlık konusu taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuksal sebeplerine dayanarak TMK'nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan tescil davasıdır.
Davacı vekili dava dilekçesinde, uyuşmazlık konusu taşınmazın bir bölümünün 11.02.1979 tarihinde A. Y., diğer bölümünün ise 09.09.1979 tarihinde A. O. tarafından köy tüzel kişiliğinden satın alındığını, A. Y. daha sonra satın aldığı yeri A. O.'a satıp devrettiğini, A. O.'un taşınmazı 27.07.1984 tarihinde vekil edenine sattığını, 12.8.1985 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın 268 parsel numarasıyla vekil edeni A. E. adına tespit edildiğini, ancak Tapulama Komisyonunun 03.12.1985 ve 5.11.1985 tarihli kararlarıyla taşınmazın Havza-i Fahmiye sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapulama dışı bırakılmasına karar verildiğini, zilyetliklerinin 20 yılı aşkın bulunduğunu, 3303 sayılı Yasa hükümleri de göz önünde tutularak taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dava konusu taşınmazın Havza-i Fahmiye sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tespit dışı bırakılmasına karar verilmiş ise de, 19.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3303 sayılı Kanun ile bu taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle edinilmesi imkanı sağlanmıştır. Bu husus anılan Kanunun 2, 3 ve 4. maddeleri ile ek 1. maddesinde açıkça dile getirilmiştir. Taşınmazın nitelik itibariyle kazanmaya elverişli yerlerden olduğu anlaşılmaktadır. Buradaki tespit dışı bırakma işlemi; 766 sayılı Tapulama ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümleri uyarınca yapılan tespit dışı bırakma işlemiyle aynı biçimde görülerek kazandırıcı zamanaşımı süresini kestiğini kabul etmek olanaklı değildir. Çünkü, bölgenin özelliği gereği, 17 Ocak 1326 (1910) tarih ve 289 sayılı Tezkere-i Samiyye ve 05.02.1958 tarih 4/9925 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Kömür Havzası olarak belirtilen saha içindeki taşınmazlar kamu malı sayılmış ve 10.10.1983 gün ve 96 sayılı Türkiye Taş Kömürü Kuruluşu Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname ile kömür sahası kamu malı haline getirilmiştir. İşte bu kanun ve kararname hükümlerine göre Havza-i Fahmiye sınırları içinde ve yer altında bulunan madenler nedeniyle kişiler tarafından kullanılan taşınmazların kamu malı sayılması sonucu doğan yasal zorunluluk esas alınarak tespit dışı bırakılmasına karar verilmesi öngörülmüştür. Bu bakımdan 12.08.1985 tarihinde yapılan tespit dışı bırakılma işlemiyle davacının zilyetliğinin kesintiye uğramadığının kabulü gerekir. Davacının zilyetliğinin 11.02.1979 tarihinden itibaren başladığına ve davacı aynı zamanda TMK'nun 996. maddesi uyarınca satıcıların ekmeli zilyetliğine de dayandığına göre, dava tarihine kadar davacı yararına kazanma süresi ve koşullarının olayda gerçekleştiği dosyadaki bilgi ve belgelerle sabittir. Ancak, 12.08.1985 tarihinde yapılan tapulama çalışmalarında taşınmazın geometrik durumu belirlenerek 268 parsel numarası verilmiş ise de, parsele ilişkin herhangi bir kayıt oluşmadığından taşınmazın tespit dışı bırakılan bir yer olarak değerlendirilmesi gerekir. Mahkemenin dava konusu taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi biçimindeki hüküm kurma şekli TMK'nun 713/son fıkrasına aykırı düşmektedir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz tespit dışı bırakılan bir yer olduğuna göre TMK'nun 713/son fıkrası uyarınca teknik bilirkişiye yöntemine uygun bir biçimde ölçekli kroki düzenletilmesi gerekir. Anılan maddenin 3. fıkrası aynen ...kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir... denilmektedir, O halde, yeniden yapılacak keşifte sicil oluşmasına ve infaza esas olacak biçimde teknik bilirkişiden rapor ve kroki alındıktan sonra hüküm kurulması gerekirken, bu yön ve davacı yararına oluşan kazanma koşulları ile zilyetlik süresi gözardı edilerek davacının davasının reddine, Hazinenin davasının kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekil inin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK'nun 428. maddesi uyarınca bozulmasına ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 31.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy