(1086 S. K. m. 258, 259, 265) (4721 S. K. m. 6)
Dava: K. Yaşar ile İ. Kızıl aralarındaki tapu iptali tescil davasının kabulüne dair Keles Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.12.2004 gün ve 39/110 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, edeni adına tespit ve tescil edilen 129 ada 649 parselle bir bütün olan dava konusu yerin kadastro çalışmaları sırasında aynı ada 648 parsel numarasıyla davalı adına tespit edildiğini açıklayarak bu parsele ait tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu yerin vekil edenine ait olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 124 ada 648 parsele ait kadastro tutanağında tapu ve vergi kaydına rastlanılmayan iş bu taşınmazın Ali oğlu İbrahim Kızıl'a atalarından intikalen ve taksimen 20 seneyi aşkın bir zamandan beri zilyet olduğunun muhtar ve bilirkişiler tarafından bildirilmesi üzerine 8.5.1996 tarihinde tarla niteliğiyle davalı adına tespit edilmiştir.
Davacı vekili, dava konusu yerin vekil edenine miras bırakanından kaldığını ileri sürmüş, taksim olgusuna dayanmamıştır. Yerel bilirkişi ve tanıklar da taksim hakkında bir açıklamada bulunmamışlardır. Bu durumda dava koşulunun gözetilmesi gerekir. Dava konusu parselin davacıya hangi miras bırakanından kaldığının belirlenmesi, mirasçılık belgesinin istenilmesi, ölüm tarihine göre terekesi el birliği mülkiyet hükümlerine tabi olup ta davacıdan başka mirasçı bulunmadığı taktirde davanın yürütülüp sonuçlandırılması, başka mirasçıları bulunduğu taktirde taksim olgusunun ileri sürülmediği ve el birliği mülkiyette taksime kadar mirasçıların taşınmaz üzerinde belli pay ve payların bulunmadığının ve taşınmazın tümünün adına tescilini isteyemeyeceği göz önünde tutularak davanın bu sebeple usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
İşin esasına gelince: Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı vekili dava konusu parselin vekil edenine miras bırakanından kaldığını ileri sürmüş, davalı kendisine ait olduğunu savunmuştur. İddia ve savunmadaki bu açıklamalar karşısında TMK. nun 6.maddesi hükmü uyarınca herkesin iddiasını kanıtlaması gerekir. Başka bir anlatımla davacının taşınmazın miras yoluyla kendisine intikal ettiğini ve zilyet olduğunu, davalının da kendisine ait olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri taşınmazın öncesi ve bu yer üzerinde geçen zilyetlik bakımından yetersizdir.
Yukarıdan beri yapılan açıklamaların ışığı altında öncelikle dava koşulunun yerine getirilmesinin gerekip gerekmeyeceği hususunun düşünülmesi, ondan sonra yerel, teknik bilirkişiler aracılığıyla dava konusu parselin üzerinde keşif yapılması, yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının HUMK. nun 258.maddesi hükmü uyarınca davetiyeyle çağrılarak aynı kanunun 259.maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, taşınmazın öncesi ve hangi tarafın zilyetliğinde bulunduğu hususunun kendilerinden sorulup belirlenmesi, beyanları arasında aykırılık çıktığı taktirde usulün 265.maddesi uyarınca giderilmesine çalışılması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 40,50 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 01.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy