(4721 S. K. m. 640) (3402 S. K. m. 14)
Dava: İsmail Çeltik ile Hazine ve Halil Pamukçu aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Ilgaz Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.11.2004 gün ve 3/143 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine Temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, dava konusu 164 ada 16 numaralı parselin kadastro çalışmaları sırasında tespit görüp tapuya tescil edildiğini, bu taşınmazın 2150 m2'lik kısmı üzerinde 50 yılı aşkın süredir zilyet bulunduğunu açıklayarak tapu kaydının iptali ile 2150 m2'lik kısmın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kadastro bilirkişisi Sedat Pınar'ın 31.05.2004 tarihli raporunda A harfiyle gösterdiği 2146 m2'lik yerin tapusunun iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
Hüküm, Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın davacıya miras bırakanı Hüseyin Çeltik'ten kaldığı mahalli bilirkişinin beyanından anlaşılmaktadır. Bilirkişi ve davacı şahitleri, taksim hakkında bir açıklama yapmamışlardır. Dosyada davacının murisine ait veraset belgesi de bulunmamaktadır. Taşınmaz davacıya babasından kaldığına göre miras bırakanına ait mirasçılık belgesinin davacıdan istenmesi, davacıdan başka mirasçı varsa bunların usulüne uygun bir biçimde muvafakatlarının alınması ve tereke elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğundan TMK.nun 640. maddesi uyarınca miras ortaklığına bir temsilci atanarak onun huzuruyla yargılamaya devam edilmesi ve böylece kamu düzenine ilişkin olarak dava şartı yerine getirildikten sonra uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekir.
Ayrıca, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede orman tahdit çalışmalarının 1991 yılında yapıldığı ve haritasının düzenlendiği dosya arasında bulunan orman tahdit tutanağı ile haritasından anlaşılmaktadır. Hal böyle iken orman mühendisi bilirkişi raporunda orman tahdit haritası ve tutanağını uygulamadan rapor hazırlamıştır. Bir yerde orman sınırı, orman tahdit tutanağı ve haritasına göre belirlenmişse, taşınmazın orman niteliğinde olup olmadığının orman tahdit harita ve tutanağının mahalline uygulanmasıyla belirlenmesi gerekir.
Bundan ayrı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesine göre; bir kişi aynı kadastro çalışma alanında sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümden fazla taşınmazı zilyetlik yoluyla iktisap edemez. Bu nedenle davacı ve murisi bakımından Kadastro Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Mahkemeler Yazı İşleri Müdürlüğüne yazılacak müzekkerelerle zilyetlik yoluyla iktisap ettikleri taşınmazlar bulunup bulunmadığının usulüne uygun bir biçimde sorulması gerekir. Eksik inceleme ile karar verilemez.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile eksik incelemeye dayalı, usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.04.2005 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, 08.01.2003 havale tarihli dava dilekçesinde; sınırlarını açıkladığı 164 ada 26 parselle ilgili olarak Ilgaz Kadastro Mahkemesine açmış olduğu kadastro tespitine itiraz davasının (1993/11 Esas-1993/48 Karar) kabulle neticelendiğini ve kesinleştiğini oysa kadastro tespitine itiraz davasına konu olan yerin esasında Halit Pamukçu'ya (davalı kişi) ait olduğunu, mahkemenin yanıltılarak (yanlışlıkla) o kararın alındığını, öncelikle, 164 ada 26 parselin, kendisi adına hükmen oluşan tapu kaydının iptali ve Halit Pamukçu adına tescilini ve kadastroda Hazine adına oluşturulan 164 ada 16 parsele ait tapunun kısmen iptal edilerek bu yerden 2150 m2'lik bir bölümün kendi adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davacı, 28.05.2004 günü mahallinde icra edilen keşifte 164 ada 26 parseli tapuda Halit Pamukçu isimli kişiye temlik ettiğini ve Halit Pamukçu adına kayıt oluşturulduğunu açıklamış bu beyanını imzası ile onaylamıştır.
Davalı Hazine davanın reddini savunmuştur. Mahkemede ilk oturuma katılan öteki davalı Halit Pamukçu ise iş bu davaya herhangi bir diyeceğinin olmadığını açıklamıştır.
Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulüne, 31.05.2004 tarihli fenni bilirkişinin kroki ve raporunda A harfi ile işaretli 2146 m2'lik yere ilişkin tapunun iptaline, davacı adına bu yerin tesciline, aynı krokide B ile işaretli kısmın Hazine adına tesciline ve fazlaya ilişkin isteğin reddine ayrıca 164 ada 26 parselle ilgili davanın ise konusu kalmadığı için reddine kararı verilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya içeriğinden;
1- Ilgaz Kadastro Mahkemesinin 21.10.1993 tarih 1993/11-48 esas ve karar sayılı dava dosyasında davacı İsmail Çeltik'in, davalı Halit Pamukçu aleyhine, 164 ada 26 parselin tespitine itiraz davası açıldığı, o dosyada kadastro tespitine itiraz nedeniyle mahallinde keşif yapıldığı keşifte dinlenen 1954 doğumlu mahalli bilirkişinin davaya konu 164 ada 26 parselin davacı İsmail Çeltik'e ait olduğunu ve davalı Halit Pamukçu ile herhangi bir ilgisinin olmadığını açıklamıştır. Yine o keşifte hazır bulunan o dosyanın davalısı Halit Pakmukçu dava konusu 164 ada 26 parselle ilgili davada davacı İsmail Çeltik'in haklı olduğunu bu yerin Ali Pamukçu'ya yazıldığını kendisinin davayı kabul edip etmeyeceğinin bir şey ifade etmeyeceğini söylemiştir. O mahkemenin ilk oturumuna katılarak herhangi bir delil ibraz etmeyeceğini ve davaya takip etmeyeceğini söylemiştir. Öyleyse kadastro tespitine itiraz davasına konu olan 164 ada 26 parselin davalı Halit Pamukçu ile herhangi bir ilgi ve alakasının olmadığının kabulü gerekir. Davacının, ben yanlışlıkla itiraz ettim, kadastro mahkemesinde görülen dava sonucunda tapu almış isem de, şimdi o yerin davalı Halit Pamukçu'ya ait olduğunu anladım ve o kişiye tapuda devir ettim, şeklindeki açıklamaları tartışmalıdır. Kişilerin mahkeme önündeki beyanlarının aksinin ispatı aynı kuvvette öteki delillerle mümkündür. Davacının 164 ada 26 parselle ilgili olarak tapuda Halit Pamukçu'ya yaptığı temliki nedeniyle Hazinenin eldeki dava ve kesinleşen itiraz davasındaki beyanlar dikkate alınarak her zaman tapu iptali ve tescil davası açması olanaklıdır.
2- İşin esasına gelince: Kadastro tespitine itiraz davasında yapılan keşifte ziraatçi ve orman bilirkişileri dinlenmemiştir. Dolayısıyla 164 ada 26 parsel ve çevresiyle ilgili olarak herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Nitelik belirlemeden ve yasa yollarından geçmeden kesinleşen o dosyadaki kararın eldeki dava için davacı lehine kesin veya güçlü delil olarak nitelendirmesi mümkün değildir.
3- Somut olayda; davaya konu 164 ada 16 parsel, senetsizden, meşelik niteliğiyle, 7706.35 m2 olarak, 07.08.1992 tarihinde Hazine adına tespit görmüş ve 21.01.1992 tarihinde itirazsız kesinleşmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3402 sayılı Yasanın uygulamasına esas olmak üzere 6831 sayılı Yasaya göre orman sınırlarının tespiti ve 2/B uygulaması çalışmalarına 13.08.1991 tarihinde başlanıldığı ve 15.08.1991 günü sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut orman bilirkişisinin raporuna göre; nizalı yerin 15-20 yıldan beri işlenmediği, son 2-3 seneden beri toprak işlemesinin yapıldığı, keşif tarihinde sürülü olduğu taşınmazın kenarlarında 4-5 yaşlarında ceviz fidanlarının bulunduğu, iş bu taşınmazın güneyindeki meşelik alanların ve ötesindeki bozuk formda meşe ormanlarının bulunduğu, memleket haritası, amanejman planları ve hava fotoğraflarına göre açıklık alan olan bu yerin orman sayılmayan bir yer olduğu anlaşılmaktadır. Ziraat teknikeri ise taşınmazın kenarlarındaki ceviz fidanlarının 7-8 yıl önce dikildiğini, ancak topraktaki besin ve organik madde eksikliği nedeniyle bu fidanların iyi gelişmediklerini, taşınmazın 1-2 yıl evvelinden pullukla sürüldüğünü, güneyindeki bölümün meşelik olduğunu, tüm bu verilerden sonra taşınmazın ikinci sınıf tarım arazisi niteliğinde bulunduğunu rapor etmiştir. Davacı ise keşifte önceden hüküm aldığı 164 ada 26 parseli davalı Halit Pamukçu'ya tapuda temlik ettiğini açıklamıştır.
Öyleyse dava konusu yer devlet ormanına bitişiktir. Kadastroda meşelik vasfı ile Hazine adına yazılmıştır. 31.05.2004 tarihli krokide B ile gösterilen bölümün halen meşelik olduğu ve davacının zilyetliğinin 2-3 yıl önce başladığı anlaşılmaktadır. Öncesi orman olan bir yerin ağaçların kesilmesiyle orman toprağının zilyetlikle mülk edinilmesi mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararları da bu yoldadır (YHGK.nun 12.05.2004 tarih ve 2004/8-242 E-292 K. sayılı ilamı). Bu durumda usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının reddine karar verilmesi gerekirken, araştırma bozması yapılması doğru olmamıştır kanaatiyle Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmam mümkün değildir. Yerel mahkeme kararının kesin olarak bozulması gerektiği görüşündeyim. 18.04.2005 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy