(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 12) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Ali Sel ve müşterekleri ile Mehmet Soylu ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Ayaş Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 13.11.2003 gün ve 102/182 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 28.09.2004 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Avukat F. Zehra Akbıyık geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulananın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davalıların miras bırakanı Abdullah Soylu tarafından 18.11.1948 tarihinde miras bırakanları Necati Sel'e satılıp devredilen dava konusu yerlerin kadastrodan önce ve kadastrodan sonra dava tarihine kadar vekil edenleri ile miras bırakanları tarafından tasarruf edildiğini, kayıt malikinin öldüğünü, tapu kayıtlarının intikal görmediğini, TMK.nun 713/2. maddesi uyarınca hukuki değerini yitirdiğini belirterek 3365 ila 3370 parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK. nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir denilmiştir.
Dosyadaki belgelere göre dava konusu tüm parseller 1952 yılında davalıların miras bırakanı Abdullah Soylu adına tespit edilmiş, 3365 parsele ait tespit 8.11.1984, 3366 parselin tespiti 18.10.1984, 3367 parselin tespiti 6.2.1984, 3368 parselin 19.10.1984, 9 parselin 7.6.1967, 3370 parselinde tespiti 10.10.1984 yılında kesinleşmiştir. Kayıt maliki Abdullah Soylu 1972 yılında vefat etmiş olup, tapu kayıtları dava tarihine kadar intikal görmemiştir. Davacılar vekili, tüm parselleri 18.11.1948 tarihinde kayıt maliki Abdullah Soylu'nun vekil edenlerinin yakın miras bırakanı Necati'ye satıp devrettiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Açıklandığı üzere davacılar vekili kadastro tespiti öncesi ve sonrası kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak istekte bulunmuştur. 3369 parsel dışında kalan diğer dava konusu parsellere ait kadastro tutanaklarının ve tespitlerinin kesinleştiği tarihten 17.6.2002 dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre geçmiş bulunmaktadır. Bu nedenle somut olayda, davacılar bu parseller yönünden kadastrodan önceki sebebe dayanarak iptal ve tescilini isteyemezler.
Tespitten sonra geçen zilyetliğe gelince; kadastro tespitiyle kazanmayı sağlayan zilyetlik kesilir. Bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan zilyetlik tespitin kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Dava konusu parsellerin kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan süre geçmemiş bulunduğuna göre 3369 parsel dışında kalan diğer parsellere ait tapu kayıtları hukuki değerini yitirmiş olmaz. Tüm bu açıklamalar karşısında 3369 parsel dışında kalan dava konusu diğer tüm parseller hakkında davanın reddine karar verilmesi gerekirken tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği ve kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Bu parsellere ilişen davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile 3365, 3366, 3367, 3368 ve 3370 parsellere ilişkin hüküm bölümünün BOZULMASINA,
3369 parsele ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Dava konusu 3369 parselin tutanağın kesinleştiği 7.6.1967 tarihinden önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde belirtilen hak düşürücü süreye uğramış ise de, kayıt maliki Abdullah Soylu'nun öldüğü 1972 tarihinden dava tarihine kadar intikal görmediği, davacılar ve miras bırakanı tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği kanıtlanmış bulunduğuna göre bu parsele ait kayıt TMK. nun 713/2. maddesi karşısında hukuki değerini yitirmiş olmaktadır.
Sonuç: Davalılar vekilinin bu parsele ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile 3369 parsele ilişkin hüküm bölümünün ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 375.000.000 TL Avukatlık ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalılara verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 10,10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 273,70 YTL'nin temyiz edenden alınmasına 03.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy